CUMARTESİ SÖYLEŞİLERİ - FİGEN ÇALIKUŞU: SÖZLEŞME İPTALİ, EGEMENLİK GASPIDIR

Türkiye'nin gündeminden düşmeyen konu: İstanbul sözleşmesi. Kadın hakları kazanımlarında geri adım olarak tanımlanan İstanbul Sözleşmesi'ni Antalya ve Türkiye'nin önde gelen hukukçularından ve Karar Gazetesi yazarı, Avukat Figen Albuga Çalıkuşu ile konuştuk.

G.G. Sizce İstanbul sözleşmesi neden iptal edildi?

İstanbul sözleşmesinin iptali anayasal düzen ve hukuk devleti açısından çok tehlikeli siyasi bir karardır. İstanbul Sözleşmesi toplumsal çöküntü sonucu siyasal iktidarın destekçisi olarak kalan en bağnaz kitleyi de kaybetmemek, konsolide etmek amacıyla iptal edildi. Sözleşme, ''kadına yönelik şiddet'', ''aile içi şiddet'', ''kadına yönelik toplumsal cinsiyete dayalı şiddet'', '' kadın'' kavramlarını tanımlıyor. En bağnaz ve lümpen kesim için İstanbul sözleşmesinin en tehlikeli yanı, kadın tanımı. İstanbul sözleşmesine göre ‘’ “kadın” terimi, 18 yaşından küçük kızları da kapsayacaktır’’ ve aynı koruma hakkına sahiptir. 12 yaşı kadın için ergenliğin başlangıcı saymak gibi bir aymazlığın içinde olanlar bu evrensel yaklaşımdan rahatsız oldu. Daha utanç verici bir yan  var, cinsel istismar suçlarında yaş çok önemli. Kız çocuklarımıza  ‘’kadın’’ muamelesi yapmak isteyenler bu antlaşmaya karşı huruç hareketine girişti.

Bu meselenin en önemli noktalarından birisi burası.

AKP TABANINDA DA KARŞILIK BULMADI”

Aynı zamanda İstanbul Sözleşmesi, rızaya aykırı evliliklere de izin vermiyor. 18 yaşından küçüklerin de rızasının olamayacağını karar altına alıyor. Ben, bu yaklaşımın AKP seçmeninin büyük bir bölümünde de karşılık bulmadığına eminim. Siyasal iktidar epeydir çoğunluğu kaybetmişti şimdi marjinalleşiyor. İstanbul Sözleşmesi bunun en somut ispatıdır. Seçim öncesinde iktidarı kaybetme korkusu ile anayasaya ve hukuka bu darbe yapıldı ama yanında saf tutulan kesim marjinal bir bölüm.

G.G. Kararın bir de hukuksal boyutu var. Burada durum nedir?

Bu çıkmaz sokakta kaybolmuş iktidarın bu hesapları yüzünden Türkiye’nin acılı kadınlarını, çocuklarını kurban ediyoruz. Bu da vicdanı olan herkese acı veriyor.  ‘’İstanbul sözleşmesinin iptali anayasal düzen ve hukuk devleti açısından çok tehlikeli  siyasi bir karar ‘’ deyip duruyorum çünkü  meselenin  kadınları hedef alan boyutu yanında bir de hukuki boyutu var. Özellikle kişilik haklarına ve özgürlüklere ait sözleşmeler TBMM’nin, bir kanun ile onay bulması halinde yürürlüğe giriyor. Bunun tamamlayıcı işlevi, aynı diğer kanunlardaki gibi, Cumhurbaşkanının onayı ve Resmi Gazete’de yayınlanmasıdır. Burada bölünmüş bir yetki var.

Ana yetki TBMM’de, sonrasında Cumhurbaşkanı’nın onay sürecinde. Anayasamız da, Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yasalarda  düzenleme yapılamayacağını söylüyor. Bu çok açık. Dolayısı ile bu sözleşme yürürlükten kalkacaksa, TBMM’nin çıkaracağı kanun ile kaldırılabilir. Hatırlayalım, TBMM yetkisini, ‘’bizim devrettiğimiz egemenlik hakkı’’ sayesinde   kullanır. Biz  egemenlik hakkını devrederken de, Anayasa ile, kimin hangi yetkiyi nasıl kullanacağını berrak ve net  bir biçimde belirlemiş durumdayız.

Bizim egemenlik hakkımızda, Cumhurbaşkanı’nın, keyfi bir şekilde yasamanın yetkisine müdahale ederek, uluslararası bir sözleşmeyi yürürlükten kaldırma yetkisi yoktur. Bizim devrettiğimiz yetkilerimiz belli. Bizim adımıza egemenlik hakkımızı kullanıyorlar. Bu yetkiyi, bizim devrettiğimiz kapsam içerisinde kullanmaya mecburlar.

GG. Danıştay, Cumhurbaşkanı kararnamesinin iptal edilmesi için yapılan başvuruda, yürütmeyi durdurma talebini reddetti?

Danıştay 10. Dairesi, yürütmenin durdurulması istemi başvurusunu reddetti. Maalesef bu karar çıktı. Danıştay 10. Daireye baktığımızda, kararın 3’e 2 çıktığını görüyoruz. Maalesef, bu üç kişiden bir tanesi de kadın. Kadın olması elbette bizi üzdü.

Burada vicdani olarak da bakmak durumundayız. Her gün en az 4 kadın cinayetine uyanıyoruz Türkiye’de. Böylesi acı bir tablo varken, bunun kullanılmamış olmasına üzüldüm.  Aynı zamanda yürütmeyi durdurma istemini reddeden hakim kadın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi hukuk müşaviriymiş. 2018 yılında Cumhurbaşkanı tarafından atanmış. Ayasofya için karar verenler arasında da aynı hakim var. Sosyal medya paylaşımları incelendiğinde yandaş bir kimlik ile karşı karşıyayız. Hukukta, hukuk devletinde  bunların olmaması lazım.

“O GÖZ BAĞI AÇILALI YILLAR OLDU”

Geçen Adalet Bakanı bir konuşmasında genç hakim ve savcılara, “kampanyalardan etkilenmeyin. Adalet figürünün gözünün bağını açmayın.” dedi. O gözbağı açılalı yıllar oldu...

Adalet figürünün gözbağını  kim ,niye açtı.

Ben  o göz bağını açana ‘’15 Temmuz yargısı’’ diyorum. 15 Temmuz yargısının ‘’ayrı’’ bir anayasası ve yargısı var.

Ha bire yasalar değiştirip paket açıyorlar.  Hiç gerek yok. Paket açmayın. Bizim yasalarımızı tamamen uygulayın, yeterlidir. Terörle mücadele kanununu bile olduğu gibi uygulayın, hiçbir pakete ihtiyaç kalmaz. Terörle mücadele kanunu düşünceyi suç kabul etmiyordu. Ama 15 Temmuz Yargısı ilk iş düşünceyi yargıladı, gazetecileri yıllarca Silivri’de tuttu.

“Bu yetersiz” dediler, “ haber yapmak amacı ile yapılan eleştiriler suç olmaz” dediler, Paket açıp bir daha düzenleme yaptılar. Ama hala gazeteciler içeride. Hukuk bir kandırma aracı oldu maalesef.

18 Tem 2021 - 09:00 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.