"EVVELA SOSYALİST OLMALI, MADDEYİ ANLAMALI"

MDD Hareketi adı altında yeni bir hareket etrafında örgütlenen isimler, geçtiğimiz günlerde Antalya'da bir toplantı gerçekleştirdiler. Bu toplantı için Antalya gelen hareketin iki önder ismi, Mehmet Bedri Gültekin ve Kamil Dede ile istifalarına uzanan süreç ile bundan sonrasında ne yapmayı planladıklarını konuştuk. Konunun niteliği gereği, daha önce röportajlarımızda kullandığımız dil yerine, anlam kaymalarına meydan vermemek adına, gelen cevapların birebir çözümlemesini yayınlıyoruz.

GG - Vatan Partisi ile ayrılma sürecinizi anlatır mısınız? Süreç nasıl başladı ve gelişti?

2015 sonrası, hem dünyada hem de Türkiye’de çok büyük altüst oluşlar yaşandı. Türkiye’de de o güne kadar iktidarda olan koalisyon bozuldu. O yıla kadar Türkiye’de AKP-FETÖ-PKK koalisyonu vardı. Bu koalisyon, Haziran ayaklanması, Ergenekon – Balyoz tertiplerinin bozulması ve dünyada meydana gelen gelişmelerle birlikte, bozuldu. Vatan Partisi bu değişimi gördü ve tespit etti. Bu son derece önemli. Fakat, o değişim görülmekle birlikte, bir müddet sonra Parti yönetimine egemen olan çizgi, AKP’nin FETÖ ve PKK’ya karşı mecburiyetten başladığı bu süreçte AKP’nin herşeyine kefil olma, olumsuz yanlarını görmemek diyebileceğimiz bir noktaya vardırdı. Yanlış olan buydu ve parti içerisinde de mücadele konusu olan buydu. Ne nedenle ve hangi gerekçe ile olursa olsun Türkiye’nin lehine olan bir adımı, kim yaparsa yapsın desteklemek gerekir, iyi olduğunu söylemek gerekir. Ama bu iyi olan şeylerden hareketle bütün olumsuzlukları görmemeye başlamak ve yanlışlara karşı mücadeleyi ihmal etmek, bu bizim kabul edebileceğimiz bir şey değil. AKP, bir ayağı Ortaçağ’da, her ne kadar emperyalizm ile bazı konularda karşı karşıya gelse de, bir ayağı da emperyalizm ile olan ilişkilerini devam ettirme noktasındadır. Dünyadaki gelişmelerin elvermesi sonucu, nispeten, bağımsız hareket edebilme koşulları oluştu. Ama AKP, ABD’ye karşı Rusya’yı, Rusya’ya karşı da ABD’yi kullanabileceğini zanneden bir politika anlayışına sahip ve bunu uygulamaya çalıştı. Bunlar sürdürülebilir politikalar değildi ve sonuçları da şimdi görülüyor. Türkiye’nin hem iç hem de dış politikasında çok önemli bir yer kaplayan Suriye konusunda devam eden bir Esat düşmanlığı temelinde İhvancı politika hala sürdürülüyor ve kendisine bağlı ihvancı küçük bölgeler yaratmak gibi küçük hesaplar peşinde. Bu tabi komşuları ile birleşmesinin önünde de engel ve Türkiye’nin içerisinde de 6 milyonluk bir mülteci yükü var. Bu durum, sosyal, siyasal bir dizi probleme yol açıyor. Bunlara bütünlüklü olarak baktığımızda, AKP’nin eklentisi haline gelmek diyebileceğimiz bir süreç yaşandı. AKP’nin eklentisi haline gelmek dediğimiz bu süreç, parti içi ilişkilere de yansıdı ve parti içi mücadele kanallarının yok edilmesi, farklı fikirlerin dile getirilmesinin önlenmesi, farklı fikirleri dile getirenlerin düşmanla işbirliği yapmakla suçlanması gibi bir dizi soruna yol açtı. Dolayısı ile parti içerisinde mücadele imkanı kalmadı. Siyasi ve örgütsel anlamda yaşanan bu gelişme, ideolojik alana da yansıdı. Vatan Partisi, AKP ile kurduğu ilişkisinde ideolojik olarak da AKP’nin durduğu yere yaklaşma ve bir uzlaşma zemini oluşturmaya başladı. Örneğin, İbrahim Kalın’ın “150 yıldır modernleşme adı altında başkalarının öyküleri bize dayatıldı” söylemi. İbrahim Kalın’ın burada başkalarının öyküleri diye bahsettiği şey, 150 yıldır yaşadığımız demokratik devrim sürecidir. İslamcıların, öteden beri dillendirdiği söylemdir bu cümle. Demokratik devrim süreci Ortaçağı tasfiye ediyordu ve ona itiraz ediyorlardı. Bir müddet sonra Vatan Partisi yöneticileri de aynı söylemi dillendirmeye başladılar. Kendi geçmişini ve dayandığı kökleri reddeden noktaya savruldular. Kopma da bütün bu gelişmeler sonunda oldu. Biz Vatan Partisi’nde kurultay sürecinde ayrılmak niyetinde değildik. En azından kurultaya kadar gidelim, yaşanan süreci anlatalım ve parti karar versin diye düşünüyorduk. Ama öyle bir yola girildi ki, ona imkân tanınmadı. Noktayı koyan biz olmadık. Doğu Perinçek başkanlığındaki parti yönetimi noktayı koydu.

GG – MDD Hareketi bundan sonra nasıl bir yol izleyecek?

İstifa ettiğimiz gün açıklamıştık. Biz 50 yıldır devrimci mücadele içerisinden gelen devrimcileriz. Bu millete karşı, halka karşı sorumluluklarımız vardır. Bu sorumluluklarımızın gereği de örgütlü olarak mücadelemizi sürdürmektir. Örgütlü siyasal mücadelenin bir tane aracı vardır, partidir. Başka bir biçimde, demokratik kitle örgütünde, dergide ya da başka bir biçimde kalınarak yürütülecek bir siyasi mücadele olamaz. Örgütlü siyasi mücadele parti ile olur. Biz bunu, 22 Nisan günü açıkladığımız Milli Demokratik Devrim Hareketi Kuruluş bildirgesinde de belirttik ve parti haline gelme hedefimizi ilan ettik.

Kendimize Milli Demokratik Devrim Hareketi adını şundan dolayı verdik. Türkiye solunda ilk ayrışma 1960’ların sonlarında Milli Demokratik Devrim (MDD) ve Sosyalist Devrim (SD) tartışmaları ile oldu ve Türkiye solunun %90’ı MDD saflarında kaldı. Hala bugün şu ya da bu örgütlenme içinde yoluna devam edenlerin tamamı MDD çizgisinden gelmektedir. Yani MDD adı, neredeyse Türkiye solunun tamamını tanımlayan bir ortak addır. Bir diğer nokta, aradan 50 yıl geçmesine rağmen Türkiye hala MDD aşamasındadır. Yani; Türkiye bağımsız olmalı ve ortaçağ ilişkileri temizlenerek demokratik bir ülke olmalı. Hala önümüzdeki görevler bunlar. Hem tarihsel köklerimize hem de önümüzdeki görevlere işaret etmesi bakımından MDD adının bizi tanımlayacak en iyi ad olacağını düşündük. Bu yılın sonuna kadar da bir parti haline gelmek amacındayız. Mesele şu değil. Hemen yarın bir tabela asabiliriz ve Türkiye’nin 35 – 40 ilinde de örgütlenebiliriz. Çünkü çok ciddi bir kopma oldu. Mesele bir tabela asmak değil. 108 parti var Türkiye’de. Önemli olan Türkiye siyasetinde ağırlığı olan, gündem belirleyen ve gerçekten iktidar olmak için mücadele edebilen, o yeteneğe sahip bir siyasal örgütlenme gerçekleştirmek. Bu da kuvvetle olur. Sadece Vatan Partisi’nden ayrılan arkadaşlarla değil, dışımızda olan ve bir arayış içerisinde bulunan şu ya da bu örgütlenme içerisinde bulunup, bu durumu görüp, bundan rahatsız olan ve bir kuvvet olarak siyaset sahnesinde yer almak isteyen herkesle birleşerek, bir araya gelerek, Parti kuruluşunu da bu şekilde gerçekleştirmek istiyoruz.

GG – Nasıl bir siyasi program ortaya koymayı hedefliyorsunuz?

22 Nisan günü yaptığımız açıklamada arkamıza bir pankart astık. Atatürk’ün, “Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı” sözünün yer aldığı bir pankarttı bu. O pankart ile 2 önemli mesaj vermiş olduk. Birincisi; gerek dünyanın gerekse Türkiye’nin yaşadığı sorunların çözümü sosyalist bir perspektifle mümkün olabilir. İkincisi de; Türkiye’ye özgü bir sosyalizm olmalı, Türkiye’nin tarihine dayanmalı. Onun için de sosyalizmin diğer ustalarının sözünü değil, Mustafa Kemal’in sözünü koyduk. Türkiye’nin, Türkiye devriminin mirasına dayanmadan yapılabilecek hiçbir şey yoktur. Türkiye’de devrimci hareket o tarihe ve mirasa dayanacak, gerçekçi koşullardan hareketle, Türkiye’ye özgü bir sosyalist çözüm önerecek. Öte yandan kısa vade açısından bakıldığında Türkiye’nin önündeki mesele sosyalizm değil. Türkiye’ye o gözle bakmak gerekir. Atatürk’ün dediği gibi; evvela maddeyi anlamak, yani Türkiye gerçeğini bilmek gerekir. Türkiye’yi tanımak lazım, dünyayı tanımak lazım. Bunu da ancak Bilimsel Sosyalist bir bakış açısı ile başarabilirsiniz. Ama öte yandan Türkiye’nin bugünkü meselesi, Kemalist Devrim’in tamamlanmasıdır. Yine Atatürk’ün sözü ile devam edecek olursak, ‘arasız devrimler’ ile Kemalist devrimi tamamlamak ve yine Atatürk’ün ifade ettiği, ‘insanlar arasında her türlü ayrımın ortadan kalktığı’  “büyük uyum dünyası”nı hedeflemek, bu mücadelenin amacıdır. 1968 gençlik hareketinin temel sloganıydı; “tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye”. Bugün de hedef budur. Gerçi, üretim ilişkileri açısından 1960’larla kıyaslandığında çok ileri bir Türkiye var. Türkiye’de bugün pazar için üretim yapmayan köylü kalmadı gibi. Yapılan bütün üretimler pazar içindir. Pazar için üretim ise feodalizmin çözülmesi demektir. Yine 1960’lar için söyleyecek olursak, üst yapıda tarikat ve cemaat örgütlenmesi ve o tarikat ve cemaatlerin devlet içerisinde yuvalanması ve etkin hale gelmesi açısından bakıldığında da Türkiye geri gitmiştir. 1960’larda bu açıdan bakıldığında Türkiye daha demokratikti. Bugün daha çok Ortaçağ’a dönük. Tarikatlar bugün Türkiye’yi yönetiyor. Bu nedenle MDD, bugün çok daha yakıcı bir şekilde önümüzde duruyor. Bu süreci bilimsel sosyalizm perspektifi ile ele almalı, Kemalist devrimi arasız devrimlerle her türlü sömürü ve baskının yok olduğu noktaya taşımalı. Özetle, ideolojik kimlik olarak, bilimsel sosyalist olmalı bu parti.

Son 15 yılı düşündüğümüzde çok önemli iki gelişme yaşandı ve insanlığı bir sistem tercihi konusunda daha köklü kararlar alma noktasına getirdi. Bunlardan birincisi, 2008 yılında başlayan kapitalizmin büyük krizi. Bu kriz, ancak 1930’lardaki kriz ile kıyaslanabilecek büyüklükte ve derinlikte. Kapitalist dünya sistemi içerisinde yer alan bütün ülkeler bundan payını aldı. Sosyalist ülkeler ise bu krizin dışında kaldı. Çin, o yıllarda da büyümeye devam etti. 2014 yılında da IMF rakamlarına göre Çin, dünyanın en büyük ekonomisi oldu. Bu gelişmeler, müreffeh bir dünyanın hangi sistemle gerçekleşebileceğini gösteren, deyim yerinde ise, canlı bir laboratuvar oldu. İkincisi de COVİD 19 salgını oldu. Bir yanda 1 milyar 400 milyon nüfusu ile 3 ayda hastalığı bertaraf eden bir Çin var, diğer yanda da kapitalist sistemin yaşadığı sıkıntı. Bu da canlı bir örnektir.

Bizde de bir Marmara denizi örneği bulunuyor. Marmara denizi ölüyor işte. Ve Türkiye, çölleşme tehlikesi ile karşı karşıya. Nasıl çözeceğiz bunu? Hangi kapitalist bu sorunu çözecek? Mafyokrasi rejimi, Kanal İstanbul’u hala gündemde tutuyor, Niçin? Çünkü orada inanılmaz bir rant oluşacak. Araziler yağmalanmış durumda. O rant uğruna gözler başka bir şey görmüyor. Oraya harcanacak para ile Marmara denizini kurtarabilirsiniz.

Bugün insanlık çok canlı bir sistem değişikliği ile karşı karşıyadır. Türkiye de bu tartışmada tercihini yapacaktır.

26 Haz 2021 - 15:25 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.