"BİRİLERİ ÇALIŞABİLSİN DİYE EV İŞÇİLERİ ÇALIŞIYOR" - SERPİL KEMALBAY SÖYLEŞİSİ

Ev işçileri. Onları kimimiz ‘gündelikçi’, kimimiz ‘temizlikçi’ kimimiz de ‘bakıcı ‘olarak biliyoruz. Sabahın bir saatinde; kapısına, mutfağına, dolabına yabancı oldukları bir eve, bir başkasının yaşam alanına gidiyorlar ekmek parası için. Hala ‘işgücü’ olarak görülmüyorlar. Hala iş yaşamının kör noktasında, karanlık dehlizlerinde yaşamaya devam ediyorlar.

Haber albümü için resme tıklayın

HDP İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay, ev işçilerinin derdini, dert etmiş kendisine. Yıllardır bu görünmeyen işçilerin varlığını anlatmak, onların çalışma yaşamındaki konumlarını belirginleştirmek, sosyal haklarına kavuşmalarını sağlamak, yaşam kalitelerini yükseltmek için hem TBMM çatısı altında hem de sokakta, caddede bunun için emek harcıyor, mücadele ediyor.

Serpil Kemalbay, HDP’nin “İş ve Aş Buluşmaları” kapsamında Antalya’ya gelmişken kendisi ile buluşup, ev işçilerini, gelinen noktayı ve bu mücadelesini anlatmasını istedik.

Sohbetimizde yeni bir dünyanın kurulmakta olduğu, geleneksel sanayi toplumu ve onun tanımladığı çalışma yaşamının artık geride kalmakta olduğu gibi çok önemli sosyolojik saptamalara tanık olduk.

‘Ev işçiliği’nin tanımı ile başlıyor sohbete Serpil Kemalbay ve şu tanımı yapıyor: “Evlere ücretli olarak ev işlerinde çalışmak için gidenlerdir. Bakım yapabilir, temizlik yapabilir, ütü yapabilir, yemek yapabilir. Hatta çocukların eğitimini verenler de ‘ev işçiliği’ kapsamına girebilir.” Bu tanımı yaparken Kemalbay, referans olarak ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) belgelerini gösteriyor. “Ancak” diyor Serpil Kemalbay, “bunlar evin uzantısı olan işler olduğu için, normalde ev kadınlarının yaptığı işler olduğu için bir işmiş gibi değerlendirilmiyor.” Sohbetin bu anında, ev hizmetleri üretenlerin, 10 yıl önce ILO tarafından hazırlanan C189 sözleşmesi ile bir iş kolu olarak tanımlandığını öğreniyoruz. Bu sözleşme ile ‘ev işi’ ‘iş’, ‘ev işçisi’nin de ‘ işçi’ olduğu tescilleniyor. 40’ın üzerinde ülkenin bu sözleşmeyi imzaladığını ancak Türkiye’nin sözleşmeye henüz imza koymadığını üzülerek öğreniyoruz.

ILO C189, “İNSAN YAKIŞIR İŞ SÖZLEŞMESİDİR”

Sohbet yeniden ILO C189 sözleşmesine geliyor ve Serpil Kemalbay, bu sözleşmenin üzerinde özellikle duruyor. “ILO C189 insan yakışır bir iş sözleşmesidir. Ev işçilerinin çalışma yaşamlarından kaynaklı tüm hakları detaylı bir şekilde bu sözleşmede yer alıyor. Bu sözleşmeyi imzalayan ülkeler de ev işçilerinin bütün haklarını garanti etmek zorundalar.” diyerek, ILO C189 sözleşmesinin neden önemli olduğunu vurguluyor.

Ev işçiliğinin evrensel bir sorun, bir kadın sorunu olduğunun altını özellikle çiziyor Serpil Kemalbay. “Bu bir kadın sorunu, kadın emeği sorunu. Bu yüzden de görünmeyen bir emek. Hemen hemen, dünyanın bütün ülkelerinde, iş yasasına girme konusunda ev işçilerinin mücadelesi ile bazı ülkelerde girmiş durumda. Çoğu ülkede iş yasasında ev işçileri kendisine yer bulamıyor. Bu yüzden de iş yasasının değiştirilmesi talebi var. Burada da temel talep, ev işlerinde çalışanların ‘işçi’ olarak tanınmasıdır. Bu tanınma sağlanmalıdır ki, buna bağlı olan yasalarda da düzenlemeler yapılabilsin.” Bu noktada, özellikle sosyal güvence boyutuna dikkat çekerek, ev işçilerinin sigorta, emeklilik, iş güvenliği, iş güvencesi gibi haklarının bulunmadığını hatırlatıyor.  

“EV, ÖZEL ALAN SAYILIYOR”

Bugüne kadar, ev hizmetlerinin bir ek iş olarak görüldüğünü, bir iş kolu olarak tanımlanmadığını söylediğimizde Serpil Kemalbay, “ev özel alan olarak tanımlanıyor” diyor. Evin bir işyeri olarak görülmediğini, bunun da bahane edildiğini söylüyor. “bu hizmetlerin paralı hale gelmesi, karşılığının ödenmesi, devletlerin işine gelmediği için, ucuz bir emek alanı olarak görüldüğü için, gündeme gelmiyor. Ancak, bugün iş yasasına baktığımız zaman esnekleştirilmiş bir iş yasası görüyoruz. Dolayısı ile evlerin de işyeri olarak tanımlandığı bir dönemden geçiyoruz. Bu durum pandemi ile birlikte daha da arttı. Dolayısı ile değişen iş yasası ve çalışma koşulları ile ev daha çok işyeri olarak tanımlanır hale geldi. Sonuç olarak evler, bazı insanlar için işyeri olabiliyor. Sistemin bunu kabul etmesi durumunda herhangi bir sorun olmuyor. Önemli olan, bunun yasasının çıkması ve tanımlanması.”

Evin bir işyeri olarak tanımlanmasının yanısıra özel alan da olduğunun ve bu tanımlamanın handikaplarının da bulunduğunu belirtiyor Serpil Kemalbay, ve “bunun önüne geçmenin yolu, bu alanın dikkatlice tanımlanması ve çalışanların özlük haklarının nasıl korunacağına dair hukuksal düzenlemelere ihtiyacımız var” diyor.

BİZDEKİ VE DÜNYADAKİ İŞ YASASI SANAYİ TOPLUMUNA GÖRE DÜZENLENDİ

Sohbetin bu bölümü, önemli sosyolojik saptamaları da içinde barındırıyor. Serpil Kemalbay, bizde ve dünyada iş yaşamı ve iş yasalarının endüstri, sanayi toplumuna göre düzenlendiğini belirtiyor. “100 – 150 yıl öncesinden şekillenmiş, kültürel kodlarını o dönemlerden alan bir çalışma yaşamı var karşımızda. Şimdi ise daha farklı bir işçi ve çalışma yaşamı profili ile karşı karşıyayız. Değişen, farklılaşan çalışma yaşamının insanların özgürlüklerini, haklarını, özel alanın dokunulmazlığını engellemeyecek ve orayı tahrip etmeyecek şekilde yeniden tanımlanması gerekiyor. Bu tanımlamaları yaptığımız ve işçilerden yana bir tarif yaptığımız sürece sorun ortadan kalkar.”

“ESNEK VE GÜVENCESİZ ÇALIŞMA ALANI, SENDİKALAR İÇİN ZOR BİR ALAN”

Sendikaların bu iş koluna bakışını sorduğumuzda Serpil Kemalbay, “esnek ve güvencesiz çalışma alanı, sendikalar için zor bir alan” saptamasını yapıyor ve şu açıklamayı getiriyor: “biraz önce sözünü ettiğimiz endüstriyel kapitalizmin başladığı dönemlerde gelişen sendikal mücadele anlayışları da orada kaldığı için, değişen çalışma yaşamına yönelik sendikalar kendilerini yenilemedikleri için, bu görünmeyen alanı görünür kılmak için bu alanı sendikal mücadele alanı olarak görmüyorlar.” Diyerek, daha önce de eleştirel bir yaklaşım getirdiği sanayi toplumunun sosyal ve kültürel kodları tartışmasını biraz daha derinleştiriyor. “Bu nedenle” diyor, Kemalbay; “ev işçileri kendi sendikal alanlarını ve mücadele yöntemlerini üretmek durumunda kaldılar.” İMECE ve EVİD-SEN adı ile iki sendikanın bu alanda kurulduğunu bilgi notu olarak veriyor.

“ÖZÜNDE BU BİR SOSYAL DEVLET SORUNUDUR”

Ev işçiliğinin temel kaynağının, birilerinin çalışabilmesi için ev işçilerinin var olduğunu belirtiyor Serpil Kemalbay: “Birileri öğretmenlik, akademisyenlik, fabrikada işçilik yapabilsin diye, birilerinin de o evlere girip çalışması gerekiyor. O insanların çocuklarına, yaşlı ya da hastalarına bakılması gerekiyor. Ya da evlerinin temizlenip, yemeklerinin yapılıp, ütülerinin halledilmesi gerekiyor. Bu insanlar bunları yapmaya zaman ayıramadıkları için ev işçileri çalışıyorlar.” diyerek konuyu sosyal devlete getiriyor.

“Sosyal devlet gereğini yerine getirse, ev işçilerine ihtiyaç kalmayacak. Çünkü insanların çocuklarını bırakmaları için kreş, yaşlı ve hastalarına bakmaları için bakımevleri olacak. 8 saat çalışmasının ardından kendisine ve ev işlerine zaman ayırabilecek. Bunu gerçekleştirmenin yolu, sosyal devletin tam ve eksiksiz olarak işlevini yerine getirmesi ile mümkün.”

Serpil Kemalbay, Ev işçiliğinin, gelişmiş ülkelerde değil, sanıldığının aksine az 'gelişmiş' ya da 'gelişmekte olan' ülkelerde yoğun olduğuna dikkat çekiyor. “Çünkü” diyor; “'Gelişmiş' ülkeler, bireylerine ihtiyaç duydukları hizmeti ve zamanı sağladıkları için, bu işleri yapmak için birilerine gereksinim duymuyorlar. 'Az gelişmiş' ve 'gelişmekte olan' devletlerde henüz bu anlayış tam yerleşip de uygulamaya konulamadığı için bireyler, çalışma dışındaki işlere zaman ayıramıyorlar ve bu noktada ev işçiliğine ihtiyaç duyuyorlar.”

16 Haziran tarihin ILO C189 sözleşmesinin imzalandığı gün olduğu için bu tarihin dünyada “Ev işçileri günü” olarak değerlendirildiğini, bu kapsamda da 16 Haziran Ev işçileri gününü kutladığını belirten Serpil Kemalbay, “ev işçiliği iş, ev işçileri de işçidir” diyerek söyleşiyi noktaladı.

14 Haz 2021 - 13:08 -


TÜM RÖPORTAJLAR GÖSTER

göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.