92 Gün Vadeli İktidar

20 Aralık pazartesi akşamında, Türkiye’nin siyasal ve ekonomik tarihine not düşülecek kadar önemli gelişmeler yaşandı. Cumhurbaşkanı Erdoğan kabine toplantısının ardından yaptığı açıklamada kurdaki oynaklığa karşı geliştirilmiş olan bir enstrümanın duyurusunu yaptı. Cumhurbaşkanının açıklaması 19:45’de başlayıp 20:40’a kadar yaklaşık 1 saat sürdü. Konuşmanın başlangıcında 1 dolar=18,12 TL iken, konuşmanın sonunda 17,48 TL’ye inerek % 5’lik düşüş gerçekleşti. Sonraki 2, 3 günde yaşananlar, usta yönetmenlerin kaleminden çıkan senaryoları aratmayacak kurgular içeriyor…

Bu konu çokça yazılıp, değerlendirildi. Bu nedenle kurgunun genel hatlarını değil, diğer detaylarını ifade etmeye çalışacağım.

Cumhurbaşkanı tarafından duyurusu yapılan enstrüman; “Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat” olarak isimlendirdi. 20 Aralık pazartesi günü doların 18,50 seviyelerine kadar çıkması ve müdahale edilmezse yükselişine devam edeceği piyasanın seyrinden anlaşılıyordu. Bir noktadan sonra dövize daha etkin araçlarla müdahale edileceği beklentisi olmasına rağmen, özellikle iktidar kanadından yapılan açıklamalarla bu beklentinin dozunun düşürülmesi sağlandı. “Dolar daha da gidecek” beklentisi, TCMB’nin yaptığı 5 müdahaleyi de etkisizleştirdi, hatta müdahaleleri alım fırsatına dönüştürdü. Bu  nedenle “kur korumalı TL vadeli mevduat” ürününün TCMB müdahaleleri gibi çökmemesi için arka planda ince hesaplamaların yapıldığı anlaşılıyor.

Önce bu ince hesaplamalara/kurgulara bir göz atalım;

Öncelikle kurgunun ana gövdesini/iskeletini, Cumhurbaşkanının duyurduğu ürünün dövizde çözülmeye yol açtığına kamuoyunun ikna edilmesi oluşturuyordu. Burada önemli olan kamuoyunun gerçekten ikna olup olmadığı değil, böyle bir duygunun oluştuğu izlenimi yaratmaktı. Açıklama esnasında ve açıklama sonrasında Merkez Bankası piyasaya döviz satışı yönünde müdahale etseydi, öncekilerde olduğu gibi alım fırsatına dönüşen bir müdahale olacaktı. Bu nedenle TCMB piyasaya doğrudan müdahale etmedi. Bir anlamda dövizlerin hırsızlama bir yöntemle bacadan çıkartılıp kamu bankaları üzerinden satılması sağlandı. TCMB’nin net rezerlerinde, pazartesi günkü 3,6 milyar ve Salı günkü 3,4 milyar dolarlık eksilme bu durumu doğruluyor, ki iktidar kanadı da net rezervlerdeki eksilmeye itiraz etmedi.

Şimdi kurgunun birinci safhasında olanları netleştirelim;

1.       “Kur Korumalı TL Vadeli Mevduat” konusunda kamuoyu önemli ölçüde ikna edildi

2.       Cumhurbaşkanının konuşması esnasında ve sonrasında (dövizin büyük bir kısmı Merkez Bankası tarafından kamu bankaları üzerinde satılmasına rağmen) piyasada oluşan panikle döviz satışları gerçekleştiğine dair algı oluşturularak kamuoyu manipüle edildi.

3.       Bu algısal manipülasyon, halkın Cumhurbaşkanına olan güveni olarak sunuldu ve bu vesileyle lidere olan güvenin tazelemesi sağlandı.

Yukarıdaki seçenekler üzerinden bakınca kurgunun birinci aşamasının önemli ölçüde başarılı olduğunu söylemek mümkün.

Kurgunun sonraki aşamasına gelince karşımıza tam bir “bul karayı al parayı” hadisesi çıkıyor. Bildiğimiz, klasik anlamda tezgah kuruldu ve kartlar dağıtıldı. Bu aşamadan sonrasını hijyenik sözcüklerle anlatmak kolay değil. Onun için “lisan-ı tezgah” ile söylersek, iyice kıstırılıp tufaya düşürülenler için “gel vatandaş gel” aşamasına geçildi.

Bu akışa yönelik en önemli sorulardan biri vatandaşın tezgaha gelip gelmeyeceği…

Kurgunun farkında olsa da, vatandaşın önemli bir kısmı kaçınılmaz olarak tezgaha gelecek. Çünkü bu durum “mahkumun ikilemi”nde olduğu tam bir oyun teoremi örneği. Şunu baştan ifade etmek gerekir: Eğer doların yükselişe geçeceği güzergahta mıntıka temizliği yapılmasaydı bu ölçüde absürd bir yükseliş gerçekleşmeyecekti. Eylül ayından bu yana %19 olan faiz seviyesi 5 puan indirilerek %14 seviyesine getirildi. Faizin indirilip indirilmeyeceği konusunda piyasada belirsizlik yaşandığı her dönemde Cumhurbaşkanı “nas” vs. içeren dinsel içerikli mesajlarla dövizdeki yükselişi tetikledi. Böylece bir yandan dini referanslarla faize savaş açılmış gibi kurgu oluşturulurken, “ Çin modeli kalkınma” denilerek dövizdeki yükselişin ekonomik bir hedefi olduğu konusunda piyasa ikna edildi. Dövizdeki hareketin süreceği, önceleri Saray çevresine yakın; ancak son zamanlarda mesafeli duran Şeref Oğuz üzerinden yükselişin 22, 24 gibi rakamlara kadar yükseleceği, hatta bu seviyeler için Katar, BAE gibi ülkelere garanti verildiği ince bir taktikle duyuruldu. Şeref Oğuz bu konuda kullanıldı mı, incelikli bir troll faliyetinin parçası mı oldu, yoksa bu senaryonun içinde miydi bilmiyorum. Doların 22 TL’ye kadar gideceği beklentisinin oluşması, bu seviyeyi referans alan birçok kişinin hazırlıksız yakalanmasına, hatta avlanmasına yol açtı.

Tam da bu noktada vatandaş “bul karayı al parayı” tezgahına çekilerek, bir anlamda ölümü gösterip sıtmaya razı edilme noktasına getirildi.

Vatandaş bu oyuna dahil olacak mı?

Evet; çünkü zaten ütülmüş durumdayken kendisine kayıplarının bir kısmını telafi edebileceği bir yöntem öneriliyor. Pazartesi günü bankada 10 bin doları olan bir vatandaş 185 bin TL’si olduğunu düşürken, Salı gününe 10 bin dolarının 120 bin TL’ye indiğini görerek uyandı. Aynı hesabı 100 bin $ üstünden yaparsak, kaybın orta halli bir ev fiyatı civarında olduğu görülür.

İki günde TL cinsinden yaklaşık %30’luk değer kaybına uğrayan Dolar/Euro hesabı sahiplerine bir anlamda “dövizlerinizi teslim etmezseniz daha kötüsü olur” mesajı verildi ve kurgunun sahipleri (Saray) ilk raundu açık ara galip bitirdi.

Bu işin sonraki rauntları inanılmaz belirsizlikler içeriyor ve maçın sonucunu tahmin etmek oldukça zor. İktidarın zaman kazanma haricinde, döviz hesaplarının olabildiği ölçüde TL’ye döndürülmesi beklentisi de var. Yaklaşık bir hafta önceki BDDK verilerine göre döviz hesapları, toplam mevduatların %62,7’si ve 325 milyar dolar ile rekor seviyelere ulaşmıştı. Ancak asıl hedef, bu mevduatın sadece gerçek kişilere (şahıslara) ait olan 150 milyar dolarlık kısmıyla ilgili. Saray’ın hedefi 150 milyar dolarlık buz dağının, hatırı sayılır bir parçasını kopartarak Merkez Bankasına doğru yüzdürmek.

Sistemin nasıl işleyeceğine bakacak olursak, TCMB ve Hazine’nin önemli bir misyonu olduğu görülmektedir. Merkez Bankası, döviz hesaplarının bu kapsamda TL’ye çevrilmesiyle ilgili asıl otorite olacaktır. Örneğin 100 bin dolarlık döviz mevduatı olan bir tasarruf sahibi kur korumalı sisteme geçmek istediğinde Merkez Bankası’nın hesap açıldığı tarihte açıkladığı kur üzerinden TL’ye çevrilen mevduatıyla, sisteme dahil olan bankalardan 3, 6 veya 12 ay vadeli TL hesabı açması gerekir.

Döviz hesabının vadeli TL’ye çevrilmesini bir örnekle ifade edersek; 100 bin $ hesabı olan bir şahıs 24 Aralık Cuma günü 3 ay vadeli kur korumalı hesap için A bankasına talepte bulunmuş olsun. A bankası hesabın açılacağı tarihte TCMB’nin  11,67 olarak açıkladığı ortalama kur üzerinden 100 bin doları, 1 milyon 167 bin TL’ye çevirip 3 ay vadeli hesabı açıyor. Hesabın açıldığı tarihteki TCMB politika faizi olan %14’e, 3 puan daha eklenerek (bankalar en fazla 3 puan artırabiliyor) mevduata %17 faiz uygulanıyor. Hesap açma işlemi tamamlandıktan sonra da 100 bin dolar TCMB hesabına transfer ediliyor, TCMB de bu transfere karşılık 1.167.000 TL’yi ilgili banka hesabına aktarıyor. Dolayısıyla bu şekilde dövizden TL’ye dönüştürülerek açılacak olan 3, 6 ve 12 aylık hesapların döviz karşılıkları Merkez Bankası’na transfer edilerek rezerv sorununa çözüm bulunması hedefleniyor.

Tasarruf sahibi açısından bakıldığında, 24 Aralık 2021 tarihinde 1 Dolar=11,67 ortalama kur ve 3 aylık (92 gün) vadeyle (24 Mart 2021) kazançlar veya kayıplara ilişkin olasılıklar da şu şekilde oluşur;

1.       Tasarruf sahibi her durumda, 92 gün vade tamamlandığında %17’lik faizin dörtte birine (%4,25) hak kazanır.

2.       Üç aylık vade sonunda kur farkından faydalanması için, hesap açıldığı tarihte 11,67 olan kurun %4,25’in üzerinde artması gerekir. Kur eğer %4,25 artmış olursa (11,67 x 1,0425) 12,16’ya çıkmış olur, ki bu başabaş noktasıdır. Bunun üstünde artışlar olmadığı sürece kur farkından kaynaklı artış hesaplanmayacaktır.

3.       92 günlük vade sonunda tasarruf sahibi %4,25 faizini almış, ancak kurda da %4,25’in üzerinde artış olmuşsa, aradaki farkın da hesaplanarak ödenmesi gerekir. Diyelim ki, vade sonu olan 24 Mart 2021’de dolar kuru, 24 Aralık 2021’deki 11,67’ye göre % 10 artmışsa, aradaki fark olan %5,75 (%10 - %4,25) üzerinden ikinci bir faiz gibi kur farkı hesaplanacak.

Bu olasılıklardan hangisinin gerçekleşeceğini görmek için tasarruf sahibinin 92 günlük vade sonunu beklemesi lazım. En kısa vade tercih edildiğinde bile iktidara 92 gün süre sağlamış olur.

Yukarıdaki seçeneklerin her biri, tasarruf sahibinin nominal kazancını gösterir. Reel olarak bir kazancın oluşup oluşmayacağını belirleyen en önemli faktör, enflasyondur. İşte “bul karayı al parayı” kısmındaki illüzyon hem kurun 18,50’lerden 12 sevilerine inmesi, hem de enflasyon oranıyla ilişkilidir.

Şimdi denkleme enflasyonu dahil edip değerlendirelim. Kasım ayı enflasyonu, ay bazında 3,51’le hesaplanan en yüksek değerlerden biri oldu. Kurun ve buna bağlı olarak maliyetlerin en yüksek seviyeyi bulduğu Aralık ayı enflasyonunun %3,51’in üstünde gelmesi kaçınılmaz olur. Enflasyonun TÜİK hesabıyla bile aylık en az %7, yıllık %30 seviyesine ulaşması sürpriz olmayacaktır. Böyle bir hesapla 3 ay vadeli mevduatların enflasyonun üstünde reel getiri sağlaması için faiz ve kur farkıyla birlikte en az %20 gelir elde etmesi gerekir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Saray çevresinin dövize karşı yeni ürün fikrini piyasayı manipüle edecek şekilde acilen duyurması, fikrin iyi kurgulandığı ancak uygulama konusunda yeterli hazırlık yapılmadığının da göstergesi… Bu hazırlıksızlık halinin en önemli göstergesi bütçe oluşturulmadan Hazine adına taahhütte bulunulmasıdır. Özellikle “bütçe” konusundaki boşluk Meclis Genel Kurulundaki tartışmalarda açıkça ifşa edildi. CHP Grup Başkanvekili Engin Altay’ın, kur riskinin Hazine tarafından karşılanmasına yönelik bütçe çalışması olmadığını ısrarla ifade etmesi üzerine AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, bu konuda herhangi bir bütçe çalışması olmadığını şu cümleyle kabul etmiş oldu:

“Ödemeler yapıldığı anda bu ihtiyaç doğacak ve belki ödemeler de çıkmayabilecek ama alt yapısını oluşturmak için bunu yapmamız gerekir”

Elitaş’ın cümlesinden çok önemli 2 sonuç çıkıyor:

1.       “Belki ödemeler de çıkmayabilir” diyerek “bul karayı al parayı” tezgahına çekilen vatandaşa kur riski ödemesi yapılmamasının söz konusu olabileceği,

2.       “ama altyapısını oluşturmak için bunu yapmamız gerekir” cümlesiyle de ne bütçe, ne de Hazine yükümlülüğü konusunda herhangi bir çalışma yapılmadığı itiraf edilmiş oluyordu.

Mustafa Elitaş’ın genel kurul konuşmasının da açıkça gösterdiği gibi kesinlikle alt yapısı oluşturulmamış ve olgunlaştırılmamış bir fikir Cumhurbaşkanı tarafından pazarlanmış, arka planda ise bu fikir manipülatif ataklarla desteklenmiş...

Yeni duruma ilişkin tartışmaları, yapılan resmi açıklamaları yakından izlemeye çalışıyorum. Bütün bu hengame arasında kamuoyunun gözünden kaçan çok önemli bir detay var; BES... Kamuoyunun gündeminden kaçan BES, yani Bireysel Emeklilik Sistemi’nin, kura yönelik tedbirlerden en fazla etkilecek araçlardan biri olacağının Saray tarafından öngörüldüğü anlaşılıyor. BES sistemine dahil olan yaklaşık 7 milyon çalışan ve 209 milyar TL birikim var. Özellikle son dönemlerde BES fonlarındaki birikimler, dövize ve gram altına endeksli enstrümanlara yönelmişti. Takasbank 22 Aralık verilerine göre altına endeksli fonlarda %26, yabancı para ve dış finansman aracına bağlı fonlarda %24 azalma görülmektedir.

Cumhurbaşkanının 20 Aralık akşamında yaptığı açıklamanın öncesinde olası senaryolara, açıklamanın ve onu destekleyen manipülasyonların kimin canını yakacağına dair çalışıldığı anlaşılıyor. Bu kapsamda BES’te yer alanların da canını yanacağı, tepkisel olarak sistemden çıkılabileceği ve sisteme olan güvenin sarsılabileceği etüd edilmiş. Bu risklerin bertaraf edilmesi için de Cumhurbaşkanının yapacağı açıklamaya, yaraya merhem niyetine, BES’te devlet katkısının 5 puan artırılarak %25’ten, %30’a çıkarılacağı dahil edilmiş.

20 Aralık tarihinde yapılan açıklamadan çok, açıklamayı destekleyen manipülatif kurgularla, Türkiye siyasal tarihinde görülmemiş şiddette bir operasyon yapıldı. Bu operasyonla Forex gibi kaldıraçlı işlem piyasalarında bir çok hesabın sıfırlandığı anlaşılıyor. Yine operasyon kapsamında, vadeli işlemlerdeki döviz kontratlarında 1 doların 3,8 liraya kadar indiği görüldü. Bunlar işin teknik kısımları; ancak bunun haricinde, dolar almak saikiyle değil, TL’deki erimeye ve satınalma gücünün çok düşmesine karşı tedbir olarak dolar alan çok sayıda küçük yatırımcı ve vatandaşın da canı yandı.

Son bir değerlendirme de iktidarın bu sistemle başarı sağlayıp sağlayamayacağına ilişkin…

İktidarın asıl istediği zaman kazanmaktı. Başta da belirttim; en kötü ihtimalle 92 gün cepte olduğu için bu konuda amaç hasıl olmuş durumda. Dövizi baskılamaya gelince, bunun için hem döviz hesaplarının kur korumalı TL vadeli mevduata çevrilmesi, hem de TL hesapları için bu ürünün tercih edilmesi gerekir. Bakan Nebati önceki yaptığı açıklamada ilk etapta 10 milyar TL hesap açıldığı ve arkasının da kat be kat (kendi ifadesiyle) artarak geldiğini söyledi. Cumhurbaşkanı dünkü beyanında açılan hesapların 23 milyar 800 milyon TL olduğunu söyleyerek, bir anlamda Maliye Bakanı Nebati’nin “kat be kat” dediği çığırtkanlığını yalanlamış oldu.

Zaman kazanma haricinde bu süreçten başarıyla çıkmak mümkün ama burada öyle bir açmaz var ki; kur korumalı hesabı açacak olanlar ancak bu işten zararlı çıkarsa iktidar kazanmış olur. Burada tam bir ters korelasyon var; hesap sahipleri kazanırsa iktidar kaybeder, iktidar kazanırsa hesap sahipleri kaybeder. Kısaca bu ters korelasyonun nasıl işleyeceğine bakalım:

Şimdi parasını dövizden TL’ye çevirerek veya doğrudan TL hesaplarını bu üründe değerlendirecek olan vatandaşların nasıl bir davranış geliştireceğine bakalım. Bakan Nebati’nin, “ilk gün 10 milyar TL’lik hesap açıldı” dediği tasarruf sahipleri açısından bakalım. Bu kişiler TCMB’nin o gün için açıkladığı 1 dolar=12,34 kur üzerinden işlem yaptılar. Dolar haftayı 10,69 seviyesinden kapattı ve 12,34’e göre yaklaşık %13 değer kaybetti. Bu durumda 21 Aralık günü hesap açanlar, doğru zamanda işlem yapmadıklarını ve belki de hesaplarına kur farkı yansımayacağını öğrenmiş oldular. Bu durum ister istemez tasarruf sahiplerini en doğru zamanda hesap açma arayışına itecektir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tam da bu noktada “kur indi diye daha da indirelim telaşına kapılmamak gerekir” gerekir açıklaması, hesap sahiplerindeki “acaba daha da iner mi” kararsızlığı konusunda bir uyarıydı. Dolar 10’da, 11’de veya başka gibi bir seviyede stabil hale gelmediği sürece ilgi sınırlı olacaktır. Dolar dengelenmediği sürece sisteme güçlü girişlerin olması kolay değil. Doların/dövizin dengelenmesini beklemeden bu seviyelerden hasap açanların çok büyük bir çoğunluğu (belki de %90’ı) 92 günlük vadeyi tercih ederek, “bakalım ne olacak” deyip risk alanlardan oluşacaktır. Bu nedenle ilk 92 gün vade sonunda nelerin olacağı, yeni sistemin başarılı olup olmayacağını da belirleyecek.

92 vade sonunda kurda önemli yükselişler olursa aradaki fark bir anlamda ek faiz olarak hesaplanacak. Hesap sahipleri kurdaki yükselişe karşı korunmuş olacak; ancak aradaki farkın ödenmesi için Hazine bütçesinden ödeme yapılması veya TCMB’nin para basarak oluşan farkı karşılaması başka sorunlara yol açacaktır. Büyük kısmı vatandaştan tahsil edilen vergilerden oluşan Hazine gelirlerinin bir anlamda hali vakti yerinde olanlara gelir transferi gibi aktarılması, milliyetçi söylemi olan bir iktidar için açıklaması zor bir durum olacaktır. Diğer yandan, kendisine aktarılan dövize karşılık bankalara TL transfer etmek zorunda olan TCMB’nin para basmak zorunda kalması enflasyonu tetikleyecektir.

İktidar (cumhurbaşkanı ve Saray çevresi), birinci amacı zaman kazanmak olan stratejik bir kumardan 3 ay kazanarak çıktı. 2002 Kasım seçimlerinden bu yana 230 aydır ülkeyi yöneten Erdoğan için önümüzdeki 3 ay, geçmiş 230 aydan daha hayati öneme sahip olacaktır. 2022 yılında dünya hem daha enflasyonist, hem de Dolar, Euro gibi paraların değen kazanacağı bir döneme giriyor. Bundan sonrası, iktidar için tam bir sırat köprüsü… 20 Aralık operasyonuyla hem piyasayı, hem de kendi halkını manipüle eden Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Saray çevresinin ikinci bir aldatma opsiyonu kalmadı ve kendilerine yönelik ciddi bir güvensizlik oluştu.

Bankacılık sisteminde 3 ay yerine, 92 günlük vadeli hesap terimi kullanılır. Kurdaki artışa endekslenmiş faizle ufak tefek hesap açmalar başladı; ancak görünen o ki dolar kurunun 10-11 aralığına oturmasıyla ilgi daha da artacak. Bu demektir ki, saatler kuruldu ve 28 Aralık pazartesiden itibaren 92’den gün be gün geri sayma başlayacak. 92’nci gün sonunda işler yolunda gitmişse yeni bir 92 günlük opsiyon daha kazanılacak, aksi durumda 92’nci günün, yani mart ayının sonunda erken seçim kararı alınması kaçınılmaz olacaktır.

Neticede nerden bakarsanız elde 92 gün vadeli bir iktidar var.

 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mehmet Aslan - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.

07

Ramazan Kahramaner - Öncelikle eline beynine sağlık.Her nedense bu hükümetin yüzdeyüz gideceği belli... Giderayak gelecek hükümete enkaz bırakmak,onlara zorluklar yaşatmak ve yeniden dönebiliriz umudu içinde oldukları hissiyatı var...

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 30 Aralık 23:05
03

Güney - Bizim gibi ülkelerde bu tarz 92 günlük vade bile uzun olabilir. Özellikle mevduat sahiplerinin % 80 lik kısmının ortalama 45 günlük vadelerde paralarını mevduatta tuttuğunu unutmamak gerekir. Ayrıca her an tekrar bir ekonomik politika değişikliğine gidilerek uzun vadeli yatırımcılar terste kalabilir ve 2022 yılının ilk çeyreği sonrası FED faiz artırım sürecinden kaynaklanacak dolardaki güçlenme hükümeti farklı önlemler almaya itebilir, gene bir deney içerisindeyiz ve her zaman olduğu gibi yaşayarak öğreneceğiz.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Aralık 12:03
04

M.aslan - @Güney 03 nolu yoruma cevabı: Yorum içi teşekkür ederim. Davranışsal iktisatta "rasyonel insan" tanımlanır ve o insanın da kendi çıkarına en uygun yolu bulduğu varsayılır. Bu çağa göre naif bir yaklaşım olarak kalıyor; ancak yine de insan en rasyonel yolu bulmaya çabalıyor. Özellikle bu tarz kurgusal işlere karşı "kısa vade" tercihi nispeten o rasyonel insanın görünür olmasını sağlar. Bu bir deney, haklısınız. Deneyde canı yananlar olacağı da kesin. FED henüz sahne almadı. O zaten başlı başına bir sorun. 92 gün sonra belki bir miktar netleşme olur.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 29 Aralık 12:40
02

Haci Aslan - Harika bir analiz olmuş bölüm halinde olsaydı

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Aralık 11:34
05

M.aslan - @Haci Aslan 02 nolu yoruma cevabı: Teşekkürler. Evet birkaç bölüm olsa daha pratik olabilirdi.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Aralık 12:41
01

Deniz - Harika bir yazı olmuş. Mehmet hocam aydınlık kaleminize sağlık. Yazılarınızı merak ve heyecanla takip ediyoruz.

Yanıtla . 1Beğen . 0Beğenme 28 Aralık 11:14
06

M.aslan - @Deniz 01 nolu yoruma cevabı: Teşvik edici yorumunuz için teşekkür ederim.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 29 Aralık 12:43