kahramanlar, siyaset, Ankara ve Antalya

Tarihi büyük adamlar, yani, “kahramanlar “mı yapar, yoksa halklar yapar ve kahramanlar sadece o doğal sürecin bir unsuru mudur? Bu soru, yüzlerce yıldır, yeri geldikçe, hep tartışılıp durur. Kimi fikir adamları tarihin akışını kahramanların tayin ettiğine inanırlar ve bu doğrultuda kelam ederler, kimi fikir adamları da asıl aktörün toplum olduğunu ve liderlerin, ya da kahramanların, bu büyük gösteride sadece bir adım önde rol aldıklarını iddia ederler.

Tarihi kim  yapar?

Şahsen ben bu tartışmada taraf değilim, zira her iki tezin de kendine göre haklı olduğu yanlar var. Ancak, şu kadarını söyleyebilirim belki, kahramanların tarihteki rolü, azımsanamayacak düzeydedir. Örneğin İngiliz tarihçi Thomas Carlyle, KAHRAMANLAR isimli ünlü eserinde, hiç tereddüt etmeden, tarihin kahramanlar eliyle realize edilen bir serüven olduğu tezini işler. Hz. Muhammed’ten Dante’ye, M. Luther’den Napolyon’a, J.J. Rousseau’dan Goethe’ye kadar uzanan örnekler eşliğinde, bu tezini güçlendirir ve savunur. Öyle rivayet edilir ki, M. Kemal Atatürk’ün yaşamında en çok etkilendiği kitap, Carlyle’nin bu eseridir.

Büyük Adamlar, büyük ekipler, büyük işler

Ve aslında büyük adamlar, ya da kahramanlar, etraflarında, neredeyse kendileri kadar “büyük adam” bulundurabildikleri ölçüde büyük olurlar ve tarihin akışına yön verebilirler, bu da işin başka bir hakikatidir. Meselâ Hz. Muhammed’in etrafında Hamza, Ali, Ebu Bekir, Ömer gibi büyük adamlar olmasaydı İslam tarihi büyük bir ihtişamla başlayabilir miydi, bu soru her halükarda sorulmaya değerdir. Peki ya Rus Bolşevik (Ekim) devrimi? Eğer Lenin’in yanında, Troçki, Stalin, Kamanev, Zinoviev  vs. gibi güçlü aktörler olmasaydı, acaba Ekim Devrimi ortaya çıkabilir miydi? Bu soru muhakkak sorulmaya ve tartışılmaya değer.

Ve bizim Milli Mücadele ve Cumhuriyet Devrimi. Eğer M. Kemal Paşa’nın yanında Karabekir Paşa,  Fevzi (Çakmak) Paşa, İsmet Paşa, Ali Fuat Paşa, Refet Paşa gibi büyük kahramanlar olmasaydı, Milli Mücadele bu kadar kısa sürede ve başarılı bir şekilde ilerleyebilir miydi? Bu soru da hiç kuşkusuz sorulmalı ve cevaplanmalıdır. Benim bu soruya cevabım çok nettir; hayır, bu büyük kahramanlar ekibi M. Kemal Paşa etrafında toplanmamış olsalardı, Türk ve Anadolu tarihi bambaşka olaylar üzerinden yazılmış olacaktı. Mustafa Kemal Paşa’yı  kahraman yapan en önemli husus, her biri “deve dişi” büyüklüğünde olan bu büyük adamları, kendi liderliği etrafında sevk ve  idare edebilmiş olmasındandır.

Örnek  Lider Duruşu!                 

Kaldı ki, M. Kemal Paşa’yı “büyük kılan” örnekler sadece Milli Mücadele günleriyle de sınırlı değildir. Cumhuriyetten sonraki günlerde kurumların başına işinin ehli adamlar seçerken de aynı özgüveni ve aynı başarıyı gösterir. Bu bağlamda, ünlü Milli Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel’i bakan olmaya götüren süreç, hatırlanmaya değerdir. M. Kemal Paşa’nın 1930-31 yıllarında yaptığı meşhur Anadolu gezisinin bazı bölümlerine, maarif bürokratı sıfatıyla, Hasan Âli Bey de eşlik etmektedir. Konya Mevlânâ Müzesi gezisi esnasında, Paşa, duvarda yazılı Mevlânâ’ya ait Farsça bir rubainin Türkçe tercümesini merak eder. Heyette görev alan Hasan Âli Bey, tercümeyi muntazaman yapar ve M. Kemal Paşa ile ilk teması da, bu bahaneyle gerçekleşmiş olur. Hatta Mustafa Kemal Paşa, memnuniyetinin bir nişanesi olarak, elbette latifeyle karışık, Şems’in serpuşunu Hasan Âli’ye giydirir.

Bu geziden kısa bir süre sonra, Çankaya Erkânı ile akşam sofrasında konu Mevlana ziyaretine ve Hasan Âli Bey’e gelir. Mustafa Kemal, Hasan Ali’den, “zeki bir genç” diye bahsedince, onun göze girmesini engellemek isteyen bir şahıs hemen lafa girer ve “Mevlevi’dir” diyerek ortaya kılçığı atar. Paşa’nın cevabı, hem kollayıcı ve aslında kılçığı atana şamar niteliğindedir; “bana hiç bahsetmedi, oysa ben Mevlânâ’yı takdir ederim.” Ve bu cevap, bana göre, Mutafa Kemal Paşa’nın büyüklüğündendir, her lider bunu yapamaz.

Lider dediğin özgüvenli olacak!                   

Siyasi liderleri büyüten, aslında etrafında onunla birlikte yol yürüyen “büyük adamlardır”. Buna siyasi tarihimizdeki en çarpıcı örneklerden birisi de, hiç kuşkusuz, T. Özal ve Tayyip Erdoğan örnekleridir. Gerek Turgut Özal, gerekse Erdoğan, yola çıkarken toplumun her kesimine hitap edebilen güçlü siyasi aktörlerle yürüme cesareti gösterdiler ve bu tavır onları daha da güçlü bir lidere dönüştürdü. Ve ister kabul edin ister etmeyin, bu iki muhafazakar-sağcı lider, Türkiye tarihine etki eden, yön veren  siyasi aktörler olarak tarihe geçtiler ve geçecekler.

Ah Ankara, vah Ankara, bahtı kara Ankara!

Şimdilerde Ankara, çok büyük olasılıkla, makas değiştirmeye ve yeni bir hat üzerinden yola devam etmeye hazırlanıyor, görüyoruz. Ancak, çok enteresandır ki, başkent siyaset sahnesinde, Carlyle’nin örneklediği anlamda, tarihin akışını değiştirebilecek kalibrede büyük kahramanlar ve onların etrafında kümelenmiş büyük adamlar göremiyoruz! Sahnede görünen şudur; yirmi yıldır ülkeyi yöneten ve artık son derece yorgun düşmüş, siyaseten artık “vadesi yetmiş” bir hükümet ve; onun ilk seçimde düşeceğinden emin, “oh, çok şükür sıra bize geliyor” diye bekleşen bir takım politikacılar var. Ve içim acıyarak söylemek zorundayım ki, “sıra bize geldi” diye bekleşen kadronun tarih yapma veya tarihe yön verme enerjisi, özgüveni, hazırlığı ve birikimi de yok!

Peki Antalya farklı mı?

Lafı daha fazla uzatmadan, bir cümle de, Antalya siyasi haritasına yön verme ve bu şehirde büyük işler yapma niyetinde olan bazı politik aktörler için yazalım; eğer gerçekten bu şehrin kaderine yön vermek ve Antalya’nın tarihinde “büyük” işlere imza atmak istiyorsanız, kendinize biraz güvenmek ve en az sizin kadar etkili, bilgili, güçlü siyasi aktörlerle yol yürümeye cesaret etmek zorundasınız.  T. Carlyle’den referans alarak söylemek gerekirse, Hz. Muhammed’i, Atatürk’ü ve Lenin’i örnek almalısınız. Özal’ın ve Erdoğan’ın ilk yıllarını dikkate almalısınız.

Kendi ayakları üzerinde durmaktan aciz insanlara görev vererek ve etrafınızı bunlarla kuşatarak kahraman olamazsınız, büyük işler yapamazsınız, sadece belli bir süre makam işgal eder ve sonra unutulur gidersiniz. “Eski bir dost” olarak benden söylemesi. Takdir elbette zat-ı şahanelerinizindir.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eşref Ural - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.

01

Savaş - Küçük bir eklenti yapmak isterim. Kendi ayakları üzerinde durmak yeterli değil. Topluma çevresine faydası yoksa kendine faydası olsa da bir önemi yok. Bu süreçte önemli olan etki alanını geniş tutarak topluma fayda sağlayabilmektir.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 03 Kasım 20:42