Sel felaketlerinin önlenmesine yönelik farklı bir değerlendirme

11 Ağustos 2021 tarihinde Batı Karadeniz İllerinden Bartın, Kastamonu ve Sinop’ta aşırı yağış ile oluşan sel felaketinde, büyük maddi kayıplar yanında, ne yazık ki hayatını kaybeden, geri getiremeyeceğimiz insanlarımızın sayısı da 21 Ağustos 2021 tarihi itibariyle 81’e yükselmiş olup kayıp ihbarı sayısı ise 34 olmuştur.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü verilerine göre 10 Ağustos 2021 tarihinde sabah 06.00’da başlayan aşırı yağış, 63 saat sürmüştür. 63 saatte, sellenmeye neden olan m2 başına düşen yağış miktarı ise Kastamonu Bozkurt Mamatlar Köyü’nde 454 kg/m2; Sinop Ayancık İlçesi’nde 331 kg/m2; Bartın Ulus Ceyüpler Köyü’nde 362 kg/m2 olup, yakın çevre il ve ilçelerde de 108 kg/m2 ilâ 394 kg/m2 (Küre İlçesi) arasında yağış gerçekleşmiştir. Bu aşırı yağışların, ilk 48 saat esas alındığında, bölgeye düşen 1 yıllık toplam yağışın yaklaşık 3’te 2’sini oluşturduğu görülmektedir.

Daha önce, 13-15 Temmuz 2021 tarihlerinde de benzer şekilde, başta İngiltere olmak üzere Almanya, Hollanda, Belçika ve çevre Orta Avrupa ülkeleri, aşırı yağıştan oluşan taşkınların oluşturduğu sel felaketinden dolayı daha çok etkilenmiş, yaşam felce uğramış, maddi kayıplar yanında maalesef 168’i aşkın insan hayatını kaybetmiştir. Bu belirtilen verilere bakarak, bizde olduğu gibi gelişmiş diğer Avrupa Ülkeleri’nde bile aşırı yağışta sel felaketi olmasının normal karşılanarak suçu sadece Doğal Afetlere bağlamanın ve afeti önleyici yapacak fazla bir şeyin olmadığına inanılmasının da yeterli ve doğru bir düşünce olmadığı açıktır.

Peki, neden her aşırı yağışta sel felaketiyle karşılaşılıyor ve büyük kayıplar oluşuyor? Eksik olan nedir? Yayın organlarında vurgulanan tavsiyeler yeterli midir veya yeterli olmuş mu veyahut da süzgeçten geçirilip dikkate alınabilecek tavsiyeler dün/bugün yerine getirilmiş midir? Çözüm yok mudur? Çözüm var ise yapılan yanlışlıklar veya eksik uygulamalar nelerdir? Gibi benzer sorular, halkımızın haklı olarak cevabını bilmek istediği sorulardır. Halkımızın ve yetkili mercilerin sel felaketlerini önlemede bilinen ve yapılması gereken standart uygulamalar yanında, tekrarlanan sel felaketlerinde eksiklikleri önlemede başarılı olabilecek gerekli ek çalışmaların neler olması gerektiği, farklı bir bakış açısıyla aşağıda belirtilmektedir.

1- Sel felaketini önlemede öncelikle dere yataklarına ve dere yatağı düzlüklerine ev veya benzeri iş yeri gibi yapıların yapılmaması tavsiyesi, bilinen standart ve doğru olan bir düşüncedir. Sel riski taşıyan sel alanı ve taşkın ovası içinde kalan mevcut yerleşim yerlerinin, ova kenarı dışındaki yamaçlara kaydırılması ilk ve en önemli yapılması gerekli uygulama olacaktır. Bunun için sel riski taşıyan dere yatakları, debisi doğru hesaplanması gereken yağış havzasını da içine alan yörenin koordineli bir çalışma ile acilen Dere Havzası Taşkın Projesiyle yeniden belirlenmeli, Sel Taşkını, Dere Islahı, Yerleşime Uygunluk ve Mikrobölgeleme Haritaları konusunda uzman firmalarca yapılmalı ve plan-proje dâhil uygulama aşamasının da üniversitelerin kontrol ve denetiminde yapılması gerekliliği yetkili makamlarca öncelikle şart koşulmalıdır.

İlk yapılması gerekli Yerleşime Uygunluk Haritaları’nda da görüleceği üzere Yerleşime Uygun Olmayan Alanlar (YUOA) olarak belirtilen alanların heyelanlı bölgeler ve özellikle dere yatakları olduğu görülecektir. Diğer bir ifadeyle bu alanların önlem alınmadan yerleşime açılması sakıncalı olduğundan bu sınırın yakın dışında kalan yerler ise Ayrıntılı Jeoteknik Etüt Gerektiren Alanlar (AJE) olarak değerlendirilip, plan ve proje dâhilinde yerleşim yerleri olarak kullanılabilmesini mümkün kılacaktır. Burada çok önemli olan bir husus ise plan-proje ve uygulama aşamasında, bu konularda yetkin bir mühendis ekibi tarafından yapılacak koordineli bir çalışma ile AJE bölgesinin, YUA bölgesi haline getirilebilmesidir. Gereken çalışmaların yapılmadığı dere yatağı ve taşkın düzlükleri gibi alüvyonla kaplı bu tür dik vadi tabanlarında, sadece sel baskınları değil, büyüklüğü 6’nın üstünde meydana gelen depremlerde, yeni deprem yönetmeliğine uygun yapılmamış yapılarda ağır hasar ve can kayıpları oluşacaktır.

2- Karadeniz dağlarının ortak özellikleri, Karadeniz kıyısına paralel uzanan doğu-batı gidişli yüksek dağ sıralarını oluşturmasıdır. Bu morfolojik yapı, derelerin sularını güneyde yer alan yüksek tepelerde kuzeye eğim aşağı yani Karadeniz’e doğru uzanan dere yataklarının gelişmesine neden olmuştur. Ana sulu dere yataklarına, ana gövdeye birleşen ağaç dalları benzeri birleşen çok sayıdaki kuru dere yatakları, Karadeniz’e yağmur sularını doğal olarak deşarj etmektedir. Bu tür dik yamaçları içeren jeomorfolojik ve jeolojik yapı, yeraltına suyun sızmasını geciktiren az geçirimli kayaçlar, aşırı yağışlarda, kısa zamanda sahil kesimlerine yakın yerleşimi olan tüm dere yataklarında, insanların kaçmasına fırsat olmaksızın, yağmur sularının ani sel baskınlarını oluşturacağı anlamını taşımaktadır. Ve bu tehlike 1’nci maddede belirttiğimiz gerekli önlemler alınmadığı takdirde oluşabilecek sel felaketinin, tüm Karadeniz sahilinde mevcut yerleşim yerleri için de benzer şekilde geçerli olması demektir.

Örnek olarak, 11 Ağustos 2021 tarihinde meydana gelen aşırı yağışlar, Ezine Çayı’nı aniden, çok kısa süre içinde metrelerce yükseltip yatağından taşırmıştır. Bozkurt İlçesi ve yakın yerleşim alanını etkileyerek evleri, köprüleri yıkan, can kayıplarına neden olan alanın, geniş bir drenaj havzası içinde yer aldığı görülmektedir. Çok dik yamaçlar, az ve geçirimsiz kayaçlar, sel baskınının aniden oluşmasına neden olmuştur.

Bozkurt İlçesi’ni etkileyen havzadaki kuru dere yataklarının Ezine Çayına birleşimini gösteren yağış havzası sınırlarını gösteren harita aşağıdaki Şekil 1’de verilmektedir. Aşırı yağış, yaklaşık 300 km2 gibi çok geniş bir alanı kaplayan Yağış Havzası’ndaki ana dereye birleşen çok sayıdaki kuru dere yataklarında toplanan suları, Bozkurt İlçesi ve vadisine taşımıştır. Aşırı yağış, yağmurun yeraltına sızmasını engelleyen geçirimsiz ve çok az geçirimli zemin yüzeyinden yeraltına sızmaya fırsat olmadan, yüzey suyu olarak irili ufaklı kuru dere yataklarıyla hemen ana yatağı oluşturan Ezine Çayı’na aktarmış ve çamurlu sular, hasarı artırıcı ağaç parçaları, tomrukları sürükleyip taşıyarak yeterli mühendislik hizmeti almamış ve yeterli genişlikte yapılmamış köprü gözlerini tıkamış, yıkmış, taşkın alanını daha da genişletmiştir. Hızla akan Ezine Çayı dönüm yaptığı yerlerde yer alan binaların altını oyarak yıkılmalarına neden olmuş, daha aşağıda yer alan düzlükte ise dere yatağından taşarak, alüvyondan oluşan eski sınırlarını oluşturan taşkın ovası olarak adlandırılan düzlük alanın tamamını etkilemiştir. Sonuçta muhtemelen üst ve alt yapı etütlerinden yoksun veya eksik olarak birkaç yıl önce yapılmış dere yatağı bitişiğindeki binalar, köprüler ya ağır hasar görmüş ya da yıkılmış ve maalesef bunların yanında da can kayıpları oluşmuştur.

Önemle dikkate alınması gereken diğer hususlardan biri de aşırı yağışta, su baskınlarını önlemek için dere ıslah projesi oluştururken, kuru dere yataklarının uygun kesimlerinde mutlak surette “Sel Kapanları”nın yapılması gerektiğinin unutulmamasıdır. Bilindiği üzere; Sel Kapanı: Taşkın akımını geçici olarak tutan, çıkış debisini küçülterek sönümleyen alçak barajlar olarak tanımlanmaktadır (DSİ Islah ve Taşkın Yapıları Yapım Teknik Şartnamesi, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, 2010-2019). Kuru dere yatakları üzerinde yapılması planlanan Sel Kapanı yerleri, sayısı ve boyutları ise raporu hazırlayacak olan konusunda uzman şirket mühendislerce belirlenmeli, varsa son 100 yılın yağış verileri Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nden temin edilmelidir. Havza genelinde dere ıslahını üstlenecek şirketlerin hazırlayacakları plan proje ve uygulama safhalarının tamamı, mutlak surette üniversitelerin ilgili bölümlerindeki öğretim üyelerinin denetiminde yapılıp uygulanmalıdır. Hazırlanan Proje ile uygulama farklı olmamalı, uygulamada olağandışı zemin şartları ile karşılaşıldığında ise proje revize edilmeli, revize edilen projenin doğruluğu, üniversite öğretim üyeleri tarafından kontrol edildikten sonra uygun olduğu takdirde tasdik edilmelidir.

Şekil 1- Kastamonu-Bozkurt İlçesi, Ezine Çayı Drenaj Ağı Haritası.

Sel anında en büyük hasar da yamaç eğimi yüksek ve “V” şekilli vadiler içinde, yağışlarda sulu dere görevi gören kuru dere yataklarının yamaç alt kesimlerinde sulu dere ile birleşip oluşturduğu alüvyal düzlüklerde yer alan yerleşim yerlerinde görülmektedir. Diğer bir ifadeyle erozyonu kolaylaştıran, çok dik vadi yamaçlarından hızla akan sular, vadi alt kesimlerinde biriken çoğu gevşek irili ufaklı, ince taneli kırıntı ve çamurlu seviyeleri içeren Alüvyon olarak adlandırılan gevşek zeminleri, eğimi daha düşük alanlarda biriktirerek yatay alanları oluşturmuşlardır. Çok uzun bir zaman diliminde oluşmuş bu geniş düzlükler, ilk bakışta halkımızı, yerleşime uygun alanmış gibi bir yanılgı içine düşürmektedir. Ve sellenmenin oluşturacağı can ve mal kaybının, her 100 yılın herhangi bir senesinde tekrar edeceğini ve oluşan düzlüğün tamamını kapsayacağının, halkımız tarafından doğal olarak tahmin edilmesinin de mümkün olamayacağını göstermiştir. İşte, vadi tabanında oluşmuş yerleşim için uygunmuş gibi görülen bu düzlük alan ve yamaçların başladığı kesimlere kadar olan alanın tamamı, dere yatağının taştığında etkileyeceği ve taşkın ovası olarak tanımlanan göl alanı haline getireceği tehlikeli kesimlerdir. Burada vurgulanması gerekli olan en önemli husus, dik yamaçlı “V” şeklindeki vadi tabanında oluşan tehlike sınırının, günün birinde yatay topoğrafyayı oluşturan düzlük alanının tamamını kapsayacağı, yani düzlük ile yamacın başladığı sınıra kadar devam edeceğidir. Düzlük alanın yamaçlarla yaptığı sınır, aynı zamanda derenin taşıdığı alüvyon olarak adlandırılan gevşek malzemenin kenarını belirlemektedir. Bu sınırın dışında yer alan yamaçlarda geoteknik etütlerle birlikte yönetmeliklere uygun yapılmış binalar ise selden zarar görmeyecektir.

Aşırı yağışların oluşturduğu sel felaketine maruz kalan bölgelere diğer bir örnek daha vermek gerekirse bu kesimin Sinop’un Ayancık İlçesi ve civarı olduğu görülmektedir. Ayancık Çayı’nı etkileyen yağış havzası yaklaşık 500 km2 gibi büyük bir alanı kaplamaktadır (Şekil 2). Sel felaketinden etkilenen Ayancık İlçesi ve civarı da Kastamonu’nun Bozkurt İlçesi benzeri ve daha büyük bir Drenaj Havzası etkisi altında olduğu aşağıda Şekil 2’de; A-A/ güzergâhı boyunca alınan taslak zemin kesiti ise Şekil 3’te verilmektedir.

Şekil 2- Sinop İli-Ayancık İlçesi, Ayancık Çayı Drenaj Havzası Sınırını Gösterir Harita.

Şekil 3- Sinop İli- Ayancık İlçesi, Ayancık Çayı’nı Gösterir Taslak Jeolojik Harita ve A-A/ Güzergâhı Boyunca Alınan Zemin Kesiti.

3- Aşırı yağışlarda oluşan selde, “Doğal Afet”e dönüşmemesi için daha önce 02 Şubat 2021 tarihinde “Gazete Grafiti”de yayınlanan: “Şehirler, her yağmurda sele teslim mi olmalıdır?” başlıklı makalemde belirttiğim hususlar dikkate alınıp uyulduğu takdirde, aşırı sele maruz kalan yörelerimizde can ve mal kaybı olmayacağı kanaati hâkimdir.

4- Yukarıda belirtilmiş önemle vurgulanan tavsiyelerin ehil kişilerden oluşan bir mühendis ekip tarafından eksiksiz ve doğru belirlenmesi gerekli modelin yerine getirilmesi halinde sel felaketiyle karşılaşılmayacağı, can kaybının olmayacağı ve maddi zararların da minimuma ineceği görülecektir. Sel felaketinin yazılı ve görsel basında takip edildiği üzere gerek Bartın’da, gerek Kastamonu’da, gerekse Sinop İlleri ve civarında oluşan sel felaketinde, günümüzde yapılmış estetikten de yoksun köprülerin kibrit çöpü gibi hemen yıkılmaları, mühendislik hizmetlerinin de sorgulanması gerektiğini de göstermektedir. Binaların ve köprülerin tamamının veya bir kısmının yanlış yerde inşa edilmesi yanında zemin özelliklerini dikkate almadan yanlış temel sistemi seçimi ile alakalı olarak yapıların çoğunun göçmesi veya yıkılması, verilen mühendislik hizmetlerinin yeterince doğru olmadığı kanaatini uyandırmaktadır. Eksik bilgiler yanında, tecrübesizlik ve kontrol mekanizmasının yeterince dikkate alınmadığı da varsayıldığında, bundan sonraki verilecek mühendislik hizmetlerinde plan, proje ve uygulamaların daha dikkatlice kontrolü, sorgulanması ve üniversitelerin ilgili birimlerince tecrübeli öğretim üyelerince denetlenmesi gerektiği düşünülmektedir. Mukayese yapmak gerekirse:

Edirne İli’mizde Meriç Nehri üzerinde 1847 yılında inşası tamamlanmış 263 m uzunluğundaki 13 ayak üzerine inşa edilmiş, 12 sivri kemerli, 7 m genişlikte, bir taş köprü olan Meriç Köprüsü (Mecidiye Köprüsü) yer almaktadır. Aşırı yağışlar da düşünülerek Meriç Nehri’nin en geniş akarsu yatağı kesimine inşa edilmiş tarihî Meriç Köprüsü, aşırı yağışlarda ve komşu devletin yağışlar nedeniyle zaman zaman baraj kapaklarını açması nedeniyle taşkına uğramıştır. Taşkın ile ilgili olarak 2020 yılında Erkal, T. ve Topgül İ. tarafından yayınlanan “Aşağı Meriç Nehri akımlarının mevsimsel ve yıllık değişiminin taşkınlar üzerine etkisi” adlı makalelerinde yapmış oldukları çalışmalara göre Meriç Nehri’nin Türkiye sınırları içerisinde kalan kesiminde akarsu yatağının su taşıma kapasitesi 1000 m3/sn. olup bunun üzerindeki akımlar taşkınlara neden olduğu belirtilmektedir. 2007 yılında Kasım ayında debi (=akarsu akım değeri) 1497 m3/sn. en büyük taşkın sayılanı ise köprünün görünmeyecek şekilde tamamen sular altında kaldığı 2015 yılı Şubat ayında gerçekleşmiş ve taşkın debi 2149 m3/sn. olmuştur. Yapımı, mühendisliği ve mimarisiyle her açıdan çok iyi tasarlanmış Meriç Köprüsü yine de yıkılmamış, köprü gözleri yeterli açıklıkta ve sayıda olduğu için selde sürüklenen çamur, taş, ağaç, tomruk ve diğer sürüklenebilir malzemelerle tıkanmamıştır. Aşırı yağışlarda defalarca sel baskınına uğramasına rağmen hasar görmeden muhteşem dayanıklılığı ve görünüşüyle de Meriç Köprüsü’nün hâlâ ayakta kalmasının bir tesadüf olmadığı gerçeğinin günümüz insanına örnek teşkil etmesi gerektiği tarafımızca düşünülmektedir. (Şekil 4 ve Şekil 5)

Şekil 4- Normal debisinde, yatağında akan Meriç Nehri üzerinde yer alan Meriç Köprüsü, Edirne.

Şekil 5- Meriç Köprüsü’nün kısmen taşkına uğramış görünümü.

11 Ağustos 2021 tarihinde Batı Karadeniz İllerinden Bartın, Kastamonu ve Sinop’ta aşırı yağış ile oluşan sel felaketi sonrası hemen gerekli çalışmaları ve yardımları yürüten yetkili tüm merciler ve AFAD ile birlikte halkımızın, sel felaketine uğrayan insanlarımıza canla başla yardıma koşması son derece gurur vericidir. Ayrıca 17 Ağustos 1999 depreminde olduğu gibi aynı şuurla sel felaketi bölgesinde de tüm yardım ve kurtarma çalışmalarına katılan, derelere modüler çelik köprüler kuran kahraman Türk Silahlı Kuvvetlerini oluşturan Mehmetçik’e en içten sevgi ve saygılarımızı sunmayı da bir borç biliriz. (21 Ağustos 2021)

Prof. Dr. Mustafa YILDIRIM, Yıldız Teknik Üniversitesi (YTÜ) İnş. Fak., İnş. Müh. Bölümü, Geoteknik Anabilim Dalı, E. Öğretim Üyesi, Davutpaşa Kampüsü, İstanbul.

Fatih Sultan Mehmet Vakıf Üniversitesi (FSMVÜ) Mühendislik Fakültesi, İnş. Müh. Bölümü Öğretim Üyesi, Haliç Kampüsü, İstanbul.

2

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Mustafa Yıldırım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.