Yangından kurtarılan notlar ya da önlenemez çöküşler listesi (1)

Uzunca bir süredir, belki de 21. Yüzyılın ilk günlerinden beri distopik bir dünyada yaşıyorduk. Oysa benim gibi çocukluğunu 1970 ve 80’lerde yaşayanlar için çok iç karartıcı bir durumdu bu. Öyle ya. Biz ütopik bir dünya içinde var olmuş, hem toplumsal hem de bireysel ütopyalarımızı var etmek için yaşamıştık. Ütopyalarımız, yaşamımızı anlamlandıran parçalardı. Distopik bir toplum bizim için varoluşsal bir sorundu. Sanki George Orwell’in “1984” kitabı gerçek olmuştu.
İşte Manavgat yangını bu distopik dünyanın ete kemiğe bürünmüş şekliydi. Sanki, distopik bir film için hazırlanmış bir plato gibi görüntü vardı. Her tarafta kömür olmuş ağaçlar, yanmış, yıkılmış evler, sadece metal aksamları kalmış arabalar. Her an, bir yerlerden bir uzay gemisi ya da askeri bir helikopter çıkacakmış hissi ile geziyordum alanı. Aklımda “galiba distopikler kazanıyor” cümlesi yankılanıp duruyordu.
Sonra bir şey oldu. Salur Köyü’nde (mahalle sözcüğüne hala alışamadım) bir kadın, ormanda yanan kaplumbağa, yuvasız kalan kuş ve yuvanın içinde can veren kuş yavruları için gözyaşı döküyordu. Ya da, Osmaniye’den gelen bir sağlık görevlisi, sanki kendi evi yanıyormuşçasına canla başla ter akıtıyordu. Manavgat’a tatile gelen bir avukat, tatili bitmesine rağmen İstanbul’a dönmemiş, yardım çalışmalarına katılmıştı.
Gündoğmuş’ta kurulan Büyükşehir’in afet koordinasyon merkezine bir yardım gelmişti. Hediye şeklinde paketlenmişti. Paketin şeklinden ve hazırlanmasındaki özeninden bir çocuğun yolladığı belliydi. Nitekim, paketin içinden iki oyuncak bir de mektup çıkmıştı. Mektupta, 9 yaşında bir çocuk, en sevdiği iki oyuncağını gönderdiğini ve kendisinin, arkadaşlarının yanında olduğunu yazmıştı.
Sercan, yangında doğum yapan keçilerinin yavrularına bakarken gözlerinin içi parlıyordu. Ben Sercan’la konuşurken su ve limonata ikram eden genç kızın gözleri başka bir umutla bakıyordu dünyaya.
Sonuçta bu zihin yolculuğu şuraya varmıştı. İnsan doğadan ayrı düşerse, distopik bir dünya kaçınılmaz bir sondu. Bu ayrı düşme, nicedir, aşılması zor duvarlar örmüştü. Sadece imgelerimizi değil, düşünsel evrenimizi de distopik bir paradigma esir almıştı.
O zaman anladım. İnsan, doğa ile birlik ve birlikte olduğunda, distopyanın kazanma şansı yoktu aslında. Uzunca bir süredir bize yerleştirilmeye çalışılan distopik kabuslar sadece sadece parlak bir pazarlama tekniğinin neon ışığı bol ürünleriydi.
Distopik bir yangın, insan ile doğa arasına örülen o aşılmaz duvarların ya da zihinlerimize yerleşen distopik paradigmanın da yangını olmuştu.
Ütopyaya verilen distopik molanın sonuna geldiğimizi, yine distopik bir yangın göstermişti bize.
Distopya çöküyor, ütopya yeniden canlanıyordu.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.