Değişen deniz Akdeniz

Avrupa'da iklim değişikliğinin etkilerine karşı en hassas bölgeler Akdeniz Havzası, Güney Avrupa ve Arktik olarak belirlenmiştir. Dolayısıyla, Türkiye'nin Akdeniz Bölgesinde iklim değişikliğinin etkileri önemli ölçüde hissedilmektedir. Hükümetler Arası İklim Değişikliği Paneli (IPCC) tarafından yapılan son değerlendirmeler Akdeniz Bölgesi’nin iklim değişikliğinden bu yüzyıl boyunca çok fazla etkileneceğini göstermektedir. Akdeniz’de iklim değişikliğinin oşinografik ve fiziksel yönleri birçok rapor ve bilimsel çalışmada tanımlanmıştır. Ancak beklenen fiziksel ve kimyasal değişimin farklı bölge ve alt bölgelerdeki derecesi halen belirsizdir. Bu nedenle, sosyo-ekonomik etkiler henüz tahmin edilememektedir.

 

İklim değişikliği 21. yüzyılın en ciddi sorunlarından biri haline gelmesine rağmen, iklim değişikliğinin ölçek, zamanlama ve sonuçları hakkında bilgi eksiklikleri ve belirsizlikler halen çok fazladır. Türkiye'nin en büyük ekonomik merkezlerinden biri olan Antalya’da deniz seviyesinin yükselmesi, fırtınaların şiddeti ve sayısının artması, sel ve taşkınlar, sıcak hava dalgaları, asidifikasyon, deniz sıcaklığı artışı vb. nedenlerle iklim değişikliğinin etkilerine karşı risk altında olabilecek değerlere, yerlere ve nüfusa sahiptir. Tüm bu değişiklikler, ekonomi, çevre, sosyal faktörler ve halk sağlığını etkileyebilmektedir. İklim değişikliği bazı problemleri kötüleştirebilir ve/ veya yenilerini yaratabilir. Potansiyel yerel zorluklar ve riskler için hazırlıklı olmak ve önlemler almak bu tür problemlerin çözümünde çok daha az maliyetli olacaktır (TÜDAV, 2013)

 

Akdeniz’de Yabancı ve İstilacı Türler

 

İnsan faaliyetlerinin bir sonucu olarak doğal ortamları dışındaki yeni alanlara taşınan türlere 'egzotik türler' veya 'yabancı türler' denilmektedir. Birçoğu yeni ortamında yok olmakta ancak bazıları iyi gelişerek yerli biyoçeşitliliğin yerine geçmeye başlamaktadır. Bunlara da 'istilacı türler' denmektedir. Denizel istilacı türlerin biyoçeşitlilik, ekosistemler, balıkçılık ve yetiştiricilik (deniz canlılarının besin amacıyla üretimi), insan sağlığı, endüstriyel gelişim ve altyapı üzerinde oldukça olumsuz etkileri vardır.

 

Yabancı türler çeşitli yollarla taşınabilmektedir: gemi balast suyu veya gemi karinalarına yapışarak, balıkçılık, SCUBA dalış ekipmanlarıyla ya da canlı yem ya da gurme yiyecek sağlamak için gerçekleştirilen canlı organizma ticareti sevkiyatlarında ve diğer canlılar tarafından taşınan patojen organizmalar olarak.

 

Akdeniz ile Hint Okyanusu arasındaki ticaret yollarını kısaltmak amacıyla 1869 yılında açılan Süveyş Kanalı, Kızıldeniz ile Akdeniz arasındaki coğrafi engeli kaldırmış ve böylece Kızıldeniz’den Akdeniz’e birçok denizel tür girmiştir. Kızıldeniz’den Akdeniz’e geçen bu türler Süveyş Kanalı’nın açılmasını sağlayan Fransız diplomat ve mühendis Ferdinand de Lesseps’e ithafen “Lesepsiyen türler” olarak isimlendirilmiştir. Bu olgu, Akdeniz'i en fazla işgal edilen deniz ekosistemi haline getirmiş, özellikle Doğu Akdeniz’de büyük ekolojik değişimler meydana gelmiştir. Bu değişiklikler insan etkilerinin çevre üzerindeki sonuçlarını göstermesi yönünden çok önemli örneklerdir. Türkiye kıyılarında da 500’ü geçkin egzotik tür bildirilmiştir (Turan ve diğ., 2016).

 

Akdeniz ve Antalya Körfezi neden özel önem taşıyor?

Tarihi ve mimari mirası gibi doğal yaşam alanları ve biyolojik zenginlikler de bir bölgenin kimliğine temel teşkil eder. Doğal yaşam alanları ve biyolojik çeşitlilik, yerel ekonomi (balıkçılık, tarım, turizm vb.) ve yerel nüfusun yaşam kalitesine katkıda bulunur. Akdeniz, dünya denizlerinin sadece %0,8’ini oluşturmaktadır fakat dünyada ki denizel türlerin %4-18’i ve deniz memelilerinin %8-9’u bu denizde bulunmaktadır. Bu durum, Akdeniz’i zengin biyoçeşitliliğe sahip bir havuz haline getirmektedir. Bu nedenden dolayı bu eşsiz ekosistemde balıklar ve diğer tüm deniz canlılarının korunması için daha fazla çaba gerekmektedir.

 

Barselona Sözleşmesi’nin taraf olduğumuz protokolleri arasında yer alan “Akdeniz'de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol” ile T.C. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü tarafından Türkiye’de 18 Özel Çevre Koruma Bölgesi ilan edilmiştir. Bunlardan dördü Antalya ili sınırları içinde bulunan “Belek”, “Kaş-Kekova”, “Finike Denizaltı Dağları” ve “Patara” Özel Çevre Koruma Bölgeleridir. Akdeniz’in endemik ve nesli koruma altındaki türleri için önemli yaşam alanlarını oluşturan ÖÇK Bölgeleri ile birlikte Antalya Körfezi’nde bulunan Alanya sahilleri, Phasalis, Olympos, Tekirova Sahilleri, Üçadalar, Adrasan Koyu ve Beşadalar bölgelerinin de denizel biyoçeşitlilik bakımından çok zengin ve eşsiz olduğu bilinmektedir. Flora ve fauna açısından zengin, doğal bir müze ve laboratuvar niteliği taşıyan Antalya Bölgesi çevre eğitimi açısından bir uygulama  merkezi konumundadır. Bu da bizlere denizlerimizi ve kıyılarımızı daha iyi bilmemiz, öğrenmemiz ve korumamız gerekliliğini göstermektedir.

Şekil 1. Antalya İli sınırları içindeki koruma alanları.

Türkiye’nin güney-batı kıyısında yer alan Antalya Körfezi, doğuda Anamur Burnu’ndan (36º01’18’’N-32º48’08’’E) başlar, batıda Kırlangıç Burnu’na (Taşlık Burnu, Gelidonya Burnu) (36º12’00’’N-30º24’22’’E) kadar uzanır. 8.333 kilometrelik kıyı uzunluğuna sahip ülkemizin Muğla’dan sonra en uzun kıyı şeridine sahip olan ili Antalya’dır ve bu yönüyle ulusal ekonomiye önemli katkı sağlamaktadır.

 

Antalya Körfezi, güneyde Akdeniz ve kuzeyde ona paralel uzanan Toros dağlarıyla çevrilidir. Kıyılarının toplam uzunluğu 647 km’dir. Körfezin batı sahillerinde dağlar denize dik olarak indiği için kıyı girintili ve çıkıntılı bir morfolojiye ve hızlı derinleşen bir denize sahiptir. Körfezin doğu kıyısında ise dağlar sahile paralel olarak uzanır. Antalya Körfezi’nin denizaltı morfolojisi takriben 40-130 metrelere kadar inen bir kıta sahanlığı, buradan 2000 metreye kadar derinleşen kıtasal yamaç ve 2600 metreye varan abisal düzlük ile karakterize edilmektedir. Kıta sahanlığının genişliği çoğu yerde 15 km’den az olup, nispeten geniş kıta sahanlıkları batıda (Tekirova önlerinde), kuzeyde (Antalya- Manavgat arasında) ve doğuda (Alanya-Gazipaşa arasında) bulunmaktadır. Şekil 2-4’de Antalya Körfezi’nin batı, orta ve doğu kesimlerindeki batimetri ve kıta sahanlıklarının değişimi görülmektedir. Antalya Körfezi’nin hidrografisi ve su dolaşımı genelde taban topoğrafyası ve değişen meteorolojik koşullar ile kontrol edilmektedir. Doğu Akdeniz’in genel akıntı sistemine göre, Atlantik Okyanusu kaynaklı yüzey suları İsrail, Lübnan ve Suriye kıyıları boyunca ilerleyerek, İskenderun Körfezi önlerine gelmekte ve buradan da batıya dönerek Türkiye’nin güney kıyılarını izlemektedir. Batıya doğru ilerleyen bu akıntı (Küçük Asya akıntısı; 5-25 cm/s) döngüsel hareketlerle kısmen de Rodos havzasına doğru ilerlemektedir. Yüzeysel akıntılar mevsimsel değişen şartlara bağlı olarak Kıbrıs’ın batısından Antalya Körfezi’ne girebilmektedir. Antalya Körfezi’nde yüzeysel akıntılar doğudan batıya doğru hareket etmekte, fakat özellikle kış aylarında akıntılar güneyden kuzeye doğru hareket etmektedir (Özgür Özbek 2013 ve içindeki referanslar).

 

Şekil 2. Antalya Körfezi’nin doğu kesiminin batimetri ve kıta sahanlığının değişimi, A) Manavgat, B) Serik

Şekil 3. Antalya Körfezi’nin orta kesiminin batimetri ve kıta sahanlığının değişimi, C) Kaleiçi Yat Limanı, D) Büyük Liman

Şekil 4. Antalya Körfezi’nin  batı kesiminin batimetri ve kıta sahanlığının değişimi, E) Kemer ve F) Üçadalar

Bölgede bulunan 29 akarsudan, 25 tanesi, ortalama 338,4 m3/s debi ile denize dökülmektedir. Finike-Antalya arasında denize dökülen akarsular; Akçay, Ulupınar, Kocaçay, Kesmeçay, Göynük Çayı, Göksu Çayı’dır. Antalya-Manavgat arasında denize dökülen akarsular; Düden Çayı, Aksu Çayı, Acısu Çayı, Köprü Çay, Karagöz Çayı, Şarlavak Çayı, Asar Çayı’dır. Manavgat-Alanya arasında denize dökülen akarsular; Manavgat Çayı, Liprit Çayı, Karpuz Çayı, Alara Çayı, Kargı Çayı’dır. Alanya-Gazipaşa arasında denize dökülen akarsular; Oba Çayı, Dimçay, Güz Çayı, Sepa Çayı, Paşa Çayı, Bıçkıcı Çayı’dır.

 

Doğu Akdeniz’de dört ayrı su kütlesi bulunmaktadır. Bunlar; termoklin üstündeki yüzey suyu, 50-100 metre derinliklerinde bulunan Atlantik suyu, 200-600 metre derinliklerde bulunan Levant ara suyu ve 2000 metreden sonraki Doğu Akdeniz derin suyudur (Ünlüata 1986).

 

Doğu Akdeniz karasal kaynaklardan besin tuzları sağlanışı sınırlı olduğundan, dünyanın besin tuzlarınca en fakir (oligotrofik) denizlerindendir. Bölgenin yüzey sularında inorganik fosfat 10-20 nM, nitrat ise 0,10-0,30 μM aralığında değişim gösterir ve fosfat birincil üretimi sınırlayıcı besin maddesidir (Yılmaz ve Tuğrul 1998, Sağlamtimur ve Tuğrul 2008).

 

Antalya Körfezi’nin söz konusu oşinografik özellikleri dikkate alındığında, 200 metre derinlik konturuna kadar yani derin deniz sisteminin başlangıcına kadar olan kıta sahanlığı ekolojik değişimlerin en hızlı ve fazla yaşandığı bölgelerdir. Su kalitesi parametrelerinin mevsimsel değişimleri ile birlikte, antropojenik yani insan baskısına da en fazla maruz kalan bu bölgelerdir. Bu nedenle yabancı istilacı türlerin en fazla bu bölgelerde dağılım gösterdiği bilinmektedir. Yabancı türlerin rekabeti ile birlikte Akdeniz’in yerli türlerinin de gittikçe azaldığı rapor edilmektedir.

 

Nesli Tehlike Altında Olan Türler

 

IUCN Nesli Tükenme Tehlikesi Altında Olan Türlerin Kırmızı Listesi ("IUCN Kırmızı Listesi") bitki ve hayvan türlerinin dünyadaki en kapsamlı Küresel Koruma durumu envanteridir. IUCN Kırmızı Listesi Uluslararası Doğal Hayatı ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği tarafından sürdürülmektedir.

 

IUCN Kırmızı Listesi, kesin ölçüt kullanılarak, binlerce tür ve alttürlerin nesillerinin tükenme riskini değerlendirerek oluşturulmaktadır. Bu ölçüt tüm türlerle ve dünyanın her bölgesi ile ilgilidir. Kırmızı Liste ile amaçlanan; koruma meselelerine kamunun ve politikacıların dikkatini çekmek ve bununla birlikte türlerin yok oluşunu azaltmak için uluslararası camiaya yardım etmektir. Güçlü bir bilimsel altyapı ile oluşturulan IUCN Kırmızı Listesi, biyolojik çeşitliliğin durumu ile ilgili en geçerli rehber olarak kabul edilmektedir.

Kategoriler 10 grupta tasnif edilmiştir; bu tasnifte, tükenme hızı, nüfus büyüklüğü, coğrafi dağılım alanları ile nüfus ve dağılım derecesi kriterleri dikkate alınmıştır.

·         EX: (Tükenmiş): Kuşkuya yer bırakmayacak delillerle soyu tükenmiş olduğu ispatlanan türler.

·         EW: (Doğal ortamında tükenmiş): Vahşi yaşamda soyu tükenmiş, fakat diğer alanlarda (yetiştirme veya sergileme amaçlı) varlığını sürdüren türler.

·         CR: (Kritik tehlikede): Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi had safhada (extreme) olan türler.

·         EN: (Tehlikede): Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi çok büyük olan türler.

·         VU: (Hassas): Vahşi yaşamda soyu tükenme tehlikesi büyük olan türler.

·         NT: (Neredeyse tehdit altında): Şu anda tehlikede olmayan fakat yakın gelecekte VU, EN veya CR kategorisine girmeye aday olan türler.

·         LC: (Asgari endişe): Yaygın bulunan türler.

·         DD: (Yetersiz veri): Üzerinde yeterli bilgi bulunmayan türler.

·         NE: (Belirlenmedi): Şimdiye kadar yukardaki kriterlere uygunluğu değerlendirilmemiş türler.

“Tehlike altında olan türler” terimi; Kritik tehlikede, Tehlikede ve Hassas olmak üzere üç kategoriyi içine alır.

Şekil 5. IUCN Kategorileri

Birleşmiş Milletler Çevre Programı /Akdeniz Eylem Planı (UNEP/ MAP) bünyesinde, Akdeniz’in Deniz Ortamı ve Kıyı Bölgesinin Korunması Sözleşmesi (Barselona Sözleşmesi) kapsamında Akdeniz Eylem Planı Avrupa Topluluğu tarafından 1975 yılında onaylanmıştır. Barselona Sözleşmesi’nin 1999 yılında yürürlüğe giren Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitlilik Protokolü, Akdeniz biyolojik çeşitliliğinin korunması için geliştirilen bir eylem planıdır. Bu protokol kapsamında yer alan Ek II’de tüm Akdeniz için koruma altında olan türlerin listesi verilmiştir.

Akdeniz'de toplam 49 köpekbalığı ve 36 vatoz türünün yaşadığı bilinmektedir. Bu türlerin %80'inden fazlası hassas (VU), nesli tükenmekte (EN) ya da kritik derecede tehlikede (CR) olarak kabul edilmektedir. Kemikli balıklardan Akdeniz’de 7 hassas (VU), 4 nesli tükenmekte (EN) ve 1 tür kritik derecede tehlikede (CR) olarak kabul edilmektedir (Abdul Malak ve diğ. 2011).

Deniz memelileri, denizlerde ya da okyanuslarda yaşayan ya da yaşamını denize bağımlı olarak sürdüren foklar, balinalar, yunuslar ve morslar gibi 129 tür memeli hayvana verilen genel isimdir. Deniz memelileri dört gruba ayrılabilir; yunus ve balinalar (Ordo: Cetacea), foklar, morslar ve denizaslanları (Subordo: Pinnipedia), denizinekleri (Ordo: Sirenia); ve kutup ayısı ve samurlar (Subordo: Fissipedia). Denizel ekosistemlerin kilit türleridir. Deniz memelisi türlerinin %23’ü tehdit altındadır.

 

Karadeniz havzası da dahil, Akdeniz’de sürekli veya geçici olarak 21 farklı yunus ve balina türü bilinmektedir.  Türkiye denizlerinde ise bazıları nadir de olsa toplam 10 tür gözlenebilmektedir. Türkiye’nin Ege ve Akdeniz kıyılarında gözlenen bir diğer deniz memelisi ise nesli tükenme tehlikesinde olan Akdeniz foku Monachus monachus’dur. Türkiye’de 1983 yılından beri tüm deniz memelilerinin avlanması yasak olup, başta 1380 sayılı su ürünleri kanunu ve ülkemizin taraf olduğu uluslararası antlaşmalar, Barselona Sözleşmesi ve buna bağlı alt protokollerle koruma altındadır.

 

Yeşil deniz kaplumbağası (Chelonia mydas) ve iribaş deniz kaplumbağası (Caretta caretta) Akdeniz’de yuvalayan türlerdir. Dermochelys coriacea, (Deri kabuklu kaplumbağa) Akdeniz’de zaman zaman kaydedilen ziyaretçi bir türdür. İki deniz kaplumbağası türü daha; Eretmochelys imbricata (Atmaca gagalı kaplumbağa) ve Lepidochelys kempii (Gündüz yuvalayan kaplumbağa) Akdeniz’de nadir de olsa görülmektedir.

 

Deniz kaplumbağalarının ana besin kaynağı deniz çayırları, denizanaları, süngerler, yumuşak mercanlar, yumuşakçalar, yengeçler, mürekkep balıkları ve türlerine göre bazı balıklardır. 

 

Artık tropikal bir bölge sayılan Doğu Akdeniz’de estetik değeri yüksek, renkli tropikal balıkların yanı sıra balon balığı, aslan balığı, çizgili kedi balığı, taş balığı gibi son derece zehirli balık türleri ve yine zehirli alg, hidroid ve denizanaları görülmektedir. Hızla değişen bu ekosistemde, yabancı ve istilacı türlere karşı yerel ve endemik türlerin rekabeti olumsuz çevre koşulları ile gün geçtikçe zayıflamaktadır. Akdeniz’e endemik deniz çayırlarını, orfoz, lahoz, Akdeniz foku, deniz kaplumbağaları gibi nesli koruma altındaki türlerin denizlerimizdeki devamlılığını koruyabilmek için deniz koruma alanları oluşturmanın ve korunan alanlarda izleme çalışması yapmanın önemi büyüktür. Bu türler sağlıklı ekosistemlerin göstergeleri olduğu gibi denizel turizmin de marka değerleridir. Artan denizanası popülasyonun olduğu kıyıların turizm kaybı yaşayacağı düşünülürse onları yiyen Caretta caretta’ları korumanın turizm açısından önemi daha iyi anlaşılacaktır.

 

Değişimin Etkileri

 

Zengin, kültürel, tarihsel ve biyolojik zenginliğe sahip Antalya kıyıları boyunca ve denizde çok sayıda antik kentler bulunmaktadır. Bölgenin turizm için son derece popüler olduğu ve kesinlikle dünyanın en büyük turizm bölgesi olduğu ve bu nedenle dünya turistlerinin yaklaşık üçte birini çektiği şaşırtıcı değildir. Şehrin sahip olduğu kültürel ve doğal miraslarımızın sürdürülebilir kullanımı ve iklim değişikliği karşısında gelecek kuşaklara aktarımı için riskleri azaltmak amacıyla sorunun aciliyetini anlamak ve konuyla ilgili olarak çalışan paydaşların sayısını artırmak önem arz etmektedir.

 

Son yıllarda küresel anlamda ortaya çıkan politik, doğal afet, sağlık ve özellikle ekonomik krizlerin en fazla etkisini gösterdiği sektörlerin başında turizm gelmektedir. Uluslararası seyahatlerin bu krizlerden dolayı risk taşıması, araştırmacıları, turistlerin seyahatleri öncesi olası riskleri azaltıcı çalışmalar yapmaya yöneltmiştir. Antalya, bir deniz kentidir ve dolayısıyla deniz ve kıyılarda yaşanabilecek olumsuzluklar turizmi direkt etkilemektedir.

 

Küresel ısınmanın denizlerimizi çok yönlü etkilediği ortadadır. Küresel ısınmanın denizlerimize etkisini sadece biyoçeşitlilikteki değişime indirgeyemeyiz. Bozulan atmosferik ritim ile denizlerimizde daha farklı bir rüzgar ve akıntı sistemi ortaya çıkacak, bazı limanlarımızda ulaşım aksayacak, balıkçı filolarımızın ve her türlü deniz araçlarının seyri zorlaşacak, balık çiftlikleri şiddetli dalgalara maruz kalacak, adalara ulaşım aksayacak, deniz ortamı kara alanından daha riskli bir hal alacaktır. Deniz kıyısında olan bölgelerde kıyı yapıları, balıkçılık, turizm gibi ticari faaliyetleri ciddi zarar görecektir.

 

Doğal zenginlikleriyle ünlü Antalya’nın çevre kirliliği sonucunda kaybedecek çok şeyi bulunmaktadır ve bu nedenle gereken tedbirlerin doğal zenginliklerimiz yok olmadan bir an evvel alınması gerekmektedir. Aksi takdirde doğal zenginliklerimizle birlikte, tarım, turizm gibi birçok sektör de kayıplara uğrayabilecektir.

 

 

Referanslar

  • Abdul Malak, D., 2011. Overview of the conservation status of the marine fishes of the Mediterranean Sea. IUCN.
  • Özgür Özbek, E., 2013, “Antalya Körfezi Littoralindeki Makrobentik Derisi Dikenliler (Echinodermata) Faunası ve Mevsimsel Dağılımlarını Etkileyen Bazı Ekolojik Faktörler”, Doktora Tezi, Akdeniz Üniversitesi, Fen Bilimleri Enstitüsü.
  • Sağlamtimur, N. D., & Tuğrul, S. (2008). Doğu Akdeniz'de akarsu etkisindeki kıyısal bölge sularının özelliklerinin açık denizdekiler ile karşılaştırılması. Ekoloji, 17(68), 17-23.
  • Turan, C., Salihoğlu, B., Özgür Özbek, E., Öztürk, B. (Eds.) (2016). The Turkish Part of the Mediterranean Sea; Marine Biodiversity, Fisheries, Conservation and Governance. Turkish Marine Research Foundation (TUDAV), Publication No: 43, Istanbul, TURKEY.
  • Türk Deniz Araştırmaları Vakfı, 2013. İklim Değişikliği ve Denizler Raporu, Istanbul, TURKEY
  • Ünlüata, Ü. (1986). A review of the physical oceanography of the Levantine and the Aegean basins of the eastern Mediterranean in relation to monitoring and control of pollution. Institute of Marine Sciences, Middle East Technical University.
  • Yılmaz, A., & Tuğrul, S. (1998). The effect of cold-and warm-core eddies on the distribution and stoichiometry of dissolved nutrients in the northeastern Mediterranean. Journal of Marine Systems, 16(3-4), 253-268.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Elif Özgür Özbek - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.