Spor ve siyaset yönetimi

19 Haziran günü yapılan Galatasaray kongresi, tartışılan konular, Türkiye siyaseti ile spor kulüpleri arasındaki benzerliği aklıma getirdi. Ülkemizde spor dediğimizde hemen hemen herkesin aklına öncelikle futbol ve doğal olarak futbolun lokomotifi 3, 5 spor kulübü geliyor. Amatör sporlar,1970 li yıllara gelene kadar aslında gerek lisanslı sporcu sayısı gerekse kulüp sayısı açısından neredeyse istatistiklerde bile yer almıyordu. Ata sporumuz güreş, bireysel yetenekleri ile öne çıkan nadir sporcularımızın adıyla anılan bir konuydu.  Uzun uzun spor tarihi ile ilgili ders vermek niyetinde değilim kestirmeden konumuza dönelim.

Aziz Yıldırım ülkemizin spor tarihi açısından önemli bir milat sayılır. Öncesinde spor kulüpleri farklı grupların koalisyonuyla yönetilir, grup liderlerinin tanıdığı menajerlerden transfer yapar, bir plan ve vizyondan çok kişilerin keyfine göre şubelere yatırım yapar ve hatta gruplar arasında koalisyon dağılınca olağan üstü kongrelere götürülürdü. Gruplar güçlerini arkalarına aldıkları taraftar gruplarından alırdı. Her grup lideri kulüpten kontenjan bilet alır, aldıkları “beleş” biletleri besledikleri taraftar liderlerine verirler , onlarda bu biletlerin bir kısmını karaborsa da satar kendilerine gelir elde eder, diğer bir kısmını da tribünleri yönetecek adamlarına dağıtırlardı. Tribünler senaryosu belli, kontrolü “spor adamları” denetiminde, yeri gelir oyunculara, zaman zaman antrenörlere ve yöneticilere koro halinde küfürler edilir ve yönetimler istifaya çağırırlardı. Takımlar yazboz tahtası gibi yönetilirdi.

Bu noktada münferiden ortaya çıkan kimi başarıları görmezden gelememek gerekiyor. Şayet bu başarıları görmezden gelirsek yaptığımız değerlendirme sağlıklı ve doğru olmaz. Ülkemizde özellikle güreş sporunu kategori dışı bırakırsak diğer spor dallarında ve özellikle sportif başarı açısından 1974 yılında açılan Anadolu Hisarı, Manisa, 19 Mayıs Spor Akademilerinden mezun olanlan spor insanlarının başlattığı ekolü beklemek zorunda kalacaktık. Bunun yanı sıra futbolda Jupp Derwall ile başlayan bir dönüşüm olsa da sportif başarı için gerekli olan değişim için Aziz Yıldırım’ı beklemek gerekecekti.

Yönetimsel değişim bir kısır döngüyü sona erdirerek başladı. Önce statlar yenilendi, tribünleri kombine bilet sahibi taraftarlar doldurmaya başladı ve ardından taraftar gruplarının büyük gücünü oluşturan “beleş bilet” yapısı dağıtıldı. Ardından kulübün logosunu taşıyan ürünlerin satışı birilerinin cebine değil, kulübün kasasına girmeye başladı. Önce gücünü, kulübün kendilerine sağladığı destekten alan ancak kulübün başarısından çok kendi grubunun statüsü ve başarısını düşünen grupların gelirlerini bitirdi ve sonra geliri biten grupların dağılmalarına sebep oldu. Kulüpler para kazanmaya, yatırım yapmaya ve kurumsal kimliği olan marka değerini büyütmeye başladı. Türkiye’nin tek köklü spor kulüplerinden birisi olan ve lisesiyle başka bir kültürü olan Galatasaray ne yazık ki bu dönüşümü tamamlamış görünmüyor. Bu çok farklı çıkar gruplarının varlığı belki çoğunuza demokrasinin bir gereği gibi gelebilir. Ancak temel yanılgı bu grupların arasındaki yarışmanın,  demokrasiyi ve kulüp hukukunu geliştirmek için mücadele etmek yerine diğer grupları tasfiye etmek ve kendi ticaretini büyütmek için olduğu gerçeğidir.  

Ülke sporu böyleyken siyaseti farklı olabilir mi? Yukarıda yazdıklarımı okuyanlar eminim ki üyesi oldukları siyasi partilerinde farklı yönetilmediklerini fark etmişlerdir. Spordan farklı olarak dönen rant büyüklüğü, siyasetin sağladığı itibar ve her şeyden önemlisi erk, grupların üst yapı ile uğraşmak yerine altta bir birleri ile köşe kapmaca oynadığı bir yapıya dönüyor. Partileri yönetenlerde bunun farkında olduğundan oyun sahnesinin bozulmasına izin vermiyorlar. Bir yere gelmek için gücü elinde tutan bir grupla kibarca söylemek gerekirse ittifak yapmak zorundasınız. Mahallelerden, ilçelere, illere seçilmiş her oyuncunun arkasında bir grupçuk var ve yer kapma oyununda aynı mücadeleyi sürdürüyorlar.  Yerlerin bitmez tükenmez talip başka grup ve temsilcileri olduğu sürece, merkezlerde bu oyundan memnun oluyorlar. Zira onlarda seçimler sırasında ve ya sonrasında istedikleri tasarrufu kullanıp üye iradesi dışına çıkılsa dahi bir büyük tepki görmeyeceklerini biliyorlar. Günün sonunda kazanan küçük çıkar grupları olurken ülkemiz sürekli kaybediyor.

Yakın bir gelecekte sporumuzun ve siyasetimizin geleceğini adil ve sürdürülebilir yarınlara taşıyacak değişimlerin olması dilemek yeterli değildir. Çok da büyük beklentiler taşımamakla birlikte yarınları birlikte inşa edeceğimiz akılcı çözümler üretmek dileğiyle.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Orkun Murat Muratlı - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.