Siyasette kırk iki yıl (3)

2013 yılına geldiğimizde, Deniz Baykal ekibinin aktif bir üyesi durumundaydım.  Genel Merkez ve Deniz Baykal arasında, dozu giderek artan bir “iç savaş” havası vardı ve biz bunu hissediyorduk. Ve 2013 ilkbaharında yapılan CHP Kemer İlçe Kongre’sinde, Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın, elbette Genel Merkez’in bilgisi ve onayı dahilinde, sıcak savaşı başlatan işaret fişeğini yaktı ve Deniz Baykal’a resmen savaş ilan etti! Aynı üslup ve aynı hava, hemen ardından yapılan Aksu ve Döşemealtı İlçe Kongrelerinde de devam etti. Olay bütün siyasi kulislerde bomba etkisi yaptı. Hepimiz, şaşkın gözlerle, “neler oluyor yahu” dercesine birbirimize bakıyorduk.

Mesele anlaşılmıştı, bu kongre süreci çok sert geçecekti. Artık Antalya’da Deniz Baykal’ın gücünün kırılması kararı alınmıştı ve İl Kongresi bunun nihai hesaplaşma zemini olacaktı. Deniz Bey bunu gördü ve belki de siyasi yaşamında ilk defa, bire bir, delegelerle görüşerek kongre sürecine dahil oldu. Baykal’ın ekibinde bir aktör olarak, elbette kaybetmek istemiyordum ve kazanmak için elimden geleni yapıyordum. Tabi ki genel merkeze rağmen kazanmak kolay değildi, ama artık safımız belli olmuştu ve kazanmak için savaşmak zorundaydım. Sahayı kokladım ve tabandan gelen ses, genel olarak, Deniz Baykal’a değil, İl Başkanı Özer Ülken’e tepki olarak ifade ediliyordu. Randevu aldım kendisinden ve özel olarak görüştük. Görüşmede milletvekillerinden birisi de vardı. “Efendim, bu kongre rutin bir parti içi kongre olmaktan çıktı, Deniz Baykal’ı bitirme mücadelesine dönüştü. Ve bütün olumsuz tepkiler, Özer Başkan üzerinden ifade ediliyor. İzin verin ben İl Başkan Adayı olayım, emin olun çok rahat kazanırız kongreyi” dedim. Ve bana aynen şu cevabı verdi; “Ben Deniz Baykal’ı bitirmek isteyen çok insan gördüm, boş laf bunlar. Ama istiyorsan elbette aday olabilirsin!” Bu cevap, nezaketen, “benim adayım belli, fazla kendini yorma” demekti, yormadım.

Özetle, 2013 yılında CHP’de resmen, alenen ve çok sert bir iç savaş yaşandı, o günlerde partide siyaset yapan herkes bu süreci ayrıntısıyla hatırlayacaktır. Kişisel olarak hakikaten bu yaşananlardan çok tedirgin ve rahatsızdım, parti içinde bu kadar sert bir “iç savaş” hiç görmemiş ve yaşamamıştım. Ama pratik olarak ben de o savaşın taraflarından birisiydim ve benim tuttuğum takım yenildi! İşin gerçeği tam olarak budur. Siyaset böyledir, adayın kaybederse sen de kaybedersin. Ve tarihin yasası odur ki, galipler her daim mağlupların cesetlerine basarak yükselirler. Ve öyle de oldu, ilk genel seçimde, 2014 seçimlerinde Büyükşehir Belediyesi’ni Ak Parti’ye kaptıran ekibin baş sorumluları olmalarına rağmen, Mustafa Akaydın ve Devrim Kök, yine de milletvekili olarak yazılabildiler. 

Yenilmiş ve kaybetmiş bir nefer olarak, usulca bir kenara çekildim bu süreçten sonra. Ama mağlup olmayı bir türlü kabullenemiyordum. Aşırı hırs hakikaten çok tehlikeli insan bünyesine ve ruhuna. Nasıl ki 1988’de en yakınlarım bile bana “terörist” muamelesi yapıp benimle selamı-sabahı kesip yolunu değiştirdilerse, şimdi de yıllarca emek verdiğim partimdeki insanlar “Baykalcı” oldum diye aynı şekilde selamı-sabahı kesmiş durumdaydılar. Gerçekten berbat bir çöküntü içerisindeydim. Tüm bunlar yetmezmiş gibi, Ağustos 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde Ekmeleddin İhsanoğlu’nun çatı aday olarak gösterilmesi, benim açımdan, bardağı taşıran son damla oldu!

Yıllarca emek verdiğim bir partide, bu kadar akıl dışı, etik dışı işler oluyor olamaz, demek ki artık bu partide durmanın anlamı kalmamış düşüncesiyle ve elbette öfkeyle, Eylül başlarında, tam 20 sene hizmet ettiğim CHP’den, çok sert ve hakikaten bana yakışmayan bir üslup dairesinde açıklama yaparak, istifa ettim. Ve istifa ettiğimin üzerinden tam üç ay geçtiği halde, birkaç partili hariç, hiçbir genel merkez yöneticisi veya il-ilçe yöneticisi arayıp da, “yahu arkadaş, senin sinirlerin niye bu kadar bozuk, niye bu kadar öfkelisin, bak yanlış yapıyorsun, gel bakalım bir çay içelim, seninle biraz dertleşelim” demek gereği duymadı, en çok şaşırdığım husus burasıdır. Büyük ihtimalle, “oh, bir rakibimiz daha eksildi” diye düşünüyorlardı.

Üç ay sonra, aynı yılın Kasım ayı ortalarında,  Ak Parti’ye üye oldum. (Benim açımdan tam bir öfkeyle kalkıp zararla oturmak durumuydu). Ve iki ay sonra, 2015 Ocak, yapılan İl Kongresinde, İl Yönetimine girdim ve İl Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildim. Başbakan ve Parti’nin Genel Başkanı Prof. Ahmet Davutoğlu idi ve açıkçası, Davutoğlu’nu öteden beri beğenen birisi olarak, onun yönettiği bir partide de solcu kimliğimle siyaset yapabileceğimi düşünüyordum. Haziran 2015 seçimlerine kadar da bu umudumu ve iyi niyetimi muhafaza ettim. Ancak, seçimden hemen sonra anlaşıldı ki, Tayyip Erdoğan’ın partiyi kimselere bırakmaya niyeti yoktu! Sırf bu nedenle Erdoğan, o günlerde kurulması muhtemel Ak Parti-CHP Koalisyonunu, üstelik her iki partinin genel başkanı bu koalisyona razı iken ve üstelik hakikaten bu koalisyon ülkemizin hayrına iken, bunu engelledi ve ülkeyi yeniden seçime götürdü. Açıkçası benim için Ak Parti macerası o günlerde bitti. Usulca kenara çekildim. Kasım’da yapılan seçimin ertesi günü de, İl Başkanı Rıza Sümer tarafından, İl Başkan Yardımcılığı görevimin sona erdiği tarafıma resmen tebliğ edildi. Demek ki görevden alma kararı çok önceden verilmiş, ama uygulaması bu güne kalmıştı

Öyle sanıyorum ki Ak Parti’li arkadaşlar partiden tümüyle istifa etmemi bekliyorlardı ve doğrusu da bu olurdu. Ancak, zaten partiye gitmediğim ve toplantılara da katılmadığım için, işin üstüne gitmedim. Tam da istifa edeceğim günlerde 15 Temmuz darbe girişimi yaşanınca, o günün şartlarında istifa etmek FETÖ’ye moral destek olarak algılanacağı için, süreci akışına bıraktım. 2018 yılı başlarında da, partideki idari görevim resmen ve hukuken son buldu. 

(Devam edecek)

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eşref Ural - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.

01

Orhan Çoban - Seni anlayamamışız. Bütün kabahat bizimmiş. Olayların böyle geliştiğini görememişiz... Bu yazıların bir kısmını da o zamanlar yazmıştın şimdi bunları yazarken de o gün yazdıklarını da okumanı umuyorum. Bulamazsan bende var.

Yanıtla . 0Beğen . 1Beğenme 05 Mayıs 14:55