Sol siyasette kült kişilik krizi

Geçen haftaki yazımız “Siyasi Kişi Kültü”nde Machiavelli’den yola çıkarak güçlü siyasal figürlere değinmiş, bizim gibi demokrasisi  gelişmemiş toplumlarda “…iktidar merkezinde  toplanan güç, zamanla kült kişiliklerle  özdeşleşmektedir.” demiştik. Yani siyasal alanda yoğun bir güç birikmişse kült kişiliklerin ayrı bir önemi vardır. Antonio Gramsci’nin hegemonya  analizinde de çatışmakta olan toplumsal sınıflarda bazen karizmatik kişi ya da kurumların  ağırlık dengesini değiştirerek hegemonyanın hangi yönde kurulacağını belirleyebileceğini söylemektedir.

Siyasal islamın ve geniş bir sağ kesimin son 20 yılda  siyaset sahnesine çıkardığı kült isim Recep Tayyip Erdoğan’dır. Yine geçen hafta ki yazımızda belirttiğimiz gibi, partisi olan AKP’den  çok sayıda etkili kişi, kendisini eleştirerek ayrılmış olsa bile, bu Erdoğan’ın kült kişiliğine zarar verememiştir.

Sol ise siyasal alanda karşı hegemonya oluşturabilmek için bir “kült siyasi figür”  çıkaramamaktadır. Türkiye Siyasal Solu’nun (radikal solu ayırıyorum) son kült kişisi  Bülent Ecevit’tir. 12 Mart 1971 Muhtırasından sonra “bu muhtıra ortanın sol’una, CHP’ye karşı yapılmıştır” çıkışıyla 12 Mart’a bayrak açan, parti içinde tartışmasız lider İsmet İnönü’ye karşı Başkanlık yarışına giren ve kazanan, 1973 seçimlerinde “Toprak işleyenin su kullananın” sloganıyla CHP’yi birinci parti yapan Ecevit, kuşkusuz 70’li yılların kült siyasi figürüdür. 12 Eylül’den sonra gelen yasakların kalkmasının ardından, kadrosuz  DSP’yi, sadece  kendi karizmasıyla 1991 seçimlerinde Meclise sokmayı bilmiş, oylarını giderek yükselterek 1999  koalisyonunda tekrar Başbakan olmuştur. Ancak bu son evrede akademisyen Cihan Tuğal  “…Ecevit1999’da etkisiz, iktidarsız ve yolsuzlukla anılan bir milliyetçi koalisyonda başbakan olmuş ve böylece solcu otorite figürleriyle geriye kalan özdeşleşme bağları kopmuştu” tesbitini yapmıştır.

2000’li yılların başında Ecevit’in karizması ölümünden çok önce ortadan kalkmış, siyasal sol figür Deniz Baykal sahneye çıkmıştır. Ancak Deniz Baykal, gerek daha radikal solda, gerekse ortalama  bir CHP’lide kült bir kişilik yerine “katlanılması gereken kişi” muamelesi görmüştür. Ecevit,  karizması  ile sağ seçmene de hitap edebilirken Baykal’a sağ seçmenin bir teveccühü hiç olmamıştır. Zaten CHP Genel Başkanı olarak katıldığı hiçbir seçimde de kesin bir başarısı olmamıştır. 2010 yılında bir kaset komplosuyla devrilmiş, yerine eski bir bürokrat olan Kemal Kılıçdaroğlu gelmiştir.

Kılıçdaroğlu ilk dönemlerinde, ağırbaşlılığı, soğukkanlılığı ile belli bir ilgi odağı olmuştur. Ancak ilerleyen süreçte parti içinde tıpkı Baykalvari taktikler kullanması, girilen seçimlerde büyük bir başarı gösterememesi, kritik eşiklerde inisiyatif alamaması ile kendi seçmeninin de tepkisini çekmiştir. Türkiye’nin çok önemli sorunları karşısında “böyle bir şey olabilir mi “ tepkisi esprilere konu olmuştur. Yani o da kült bir siyasi figür olamamıştır. Bu nedenle de 2018 Cumhurbaşkanlığı seçiminde CHP’nin adayı olarak kendi çıkmamış, Muharrem İnce’ye yerini bırakmıştır.

Muharrem İnce, Meclis’te Grup Başkanvekilliği  sırasında  güçlü  hitabeti ve kıvrak zekasıyla dikkatleri üzerine çekmiş bir siyasetçidir. 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında, meydanlarda Erdoğan karşıtı kitleye hitap edebilmiş ve belli heyecan uyandırabilmiştir.  Ancak şaibeli geçen  24 Haziran Cumhurbaşkanlığı seçim gecesinde ortaya çıkmaması, şaibeler karşısında hiçbir açıklama yapmaması seçmeninde düş kırıklığı yaratmıştır. Akabinde parti  içinde taban örgütleriyle   yeteri çalışma ve bağ kurmadan güç mücadelesine girişmesi geçen haftalarda CHP ‘den istifasına giden bir süreç yaratmıştır. İnce’nin Sol kesimde herhangi bir karşılık bulması bu verili koşullarda mümkün değildir. 

Son yıllarda siyasi kült kişilik olarak öne çıkan ve sola da hitap edebilen figür   HDP’nin eski Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’dır. HDP Eşbaşkanı iken 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’a yönelik olarak “Seni Başkan Yaptırmayacağız” çıkışı ile HDP’nin (bağımsızlar olarak girdiği)  yıllardır %7’i geçmeyen oylarını %9.8 e çıkartmış, kullandığı barış dili, şiddete mesafesi sağ seçmende de kabul görmeye başlamıştı.  Demirtaş  sayesinde Kürt Hareketinin partisi HDP 2015 genel seçimlerine bağımsız adaylarla  değil ilk defa parti olarak girmiş ve 7 Haziran’da  %13  oy alarak herkesi şaşırtmıştı. Ancak 15 Temmuz 2016 Darbesinden sonra AKP’nin alan temizliği yaptığı bir ortamda Kasım 2016’da tutuklanmış ve o günden beri hapistir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, tutuklamanın haksız olduğuna karar vermesine rağmen serbest bırakılmamıştır. Ancak Demirtaş’a karşı, devletin sistematik  kriminalize edici  propagandası yüzünden hem genel seçmenden hem de sol seçmenden bu şartlarda büyük karşılık bulması çok zordur.

Sol seçmene ve oradan yola çıkarak tüm seçmenlere hitap edebilecek ve Erdoğan karşısında bir karşı-hegemonya kurabilecek bir aday henüz ortada gözükmemektedir.  

Erdoğan karşısında bir karşı  hegemonya kurabilmek için, Türkiye’nin bugün yaşadığı demokrasi, sosyal ve ekonomik krize, eğitim sağlık ve güvenlik alanında yaşadığı sorunlara müştereklerle oluşturulacak makro politikalarla örülü bir program gerekmektedir. Bu programın da anlaşılabilir  bir dille halka anlatılabilmesi için  umut ve cesaret veren yeni bir yüze  ihtiyacı vardır.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tuncay Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.