Siyasi kişi kültü

Siyaset biliminin öncülerinden Machiavelli, Hükümdar adlı eserinde çok değerli  tesbitler  yapmıştır. Bunlardan biri “Türk Hükümdarlığının ele geçirilmesi çok güç, fakat bir kez ele geçirilirse onu elde tutmanın çok kolay olduğu ” tesbitidir. Bu tesbit 500 yıl önce yapılmış olmasına rağmen hâlâ geçerliliğini korumaktadır.  Üstelik bu cümlenin, Türkiye’de sadece Hükümdarlık (bugün Cumhurbaşkanlığı) için değil, neredeyse her koltuk için geçerli olduğunu görürüz.

Oda ya da sendika koltuklarına  bakmak yetecektir. Sol Partilerde bile bu böyledir. Bülent Ecevit, ölünceye kadar siyasetin içinde ve DSP’nin başındaydı. Erdal İnönü’yü, zoraki siyasetçi olarak bu kategorinin dışında bırakabiliriz. Deniz Baykal, çok istediği CHP Başkanlığı’na 1995’te SHP-CHP birleşme kurultayından sonra gelecek, 15 yıl hiçbir seçim başarısı olmamasına rağmen  o koltukta (çok kısa bir dönem hariç)  oturacaktı.  Eğer  kaset komplosu olmasaydı Genel   Başkan olarak kalmaya da  devam edecekti.

Sağda durum ise daha kötüdür. Alparslan Türkeş ve Necmettin Erbakan, partilerinde neredeyse dokunulmazlık statüsü kazanmışlardır. Erbakan, siyasi yasaklı olmasına rağmen ölene kadar Saadet Partisini (MSP,Refah,Fazilet’ten sonra) fiilen  yönetmiştir. Süleyman Demirel, 1965 yılında seçildiği  Adalet Partisi Başkanlığını kapatılana kadar, siyasi yasağının kalkmasından sonra 1987 yılında seçildiği DYP Başkanlığı’nı Cumhurbaşkanı seçilene kadar sürdürmüştür.

Recep Tayyip Erdoğan ise 2001 yılında kurucusu olduğu AKP’nin bugün  tartışmasız tek lideridir. Erdoğan, Erbakan’ın Başkanı olduğu Fazilet partisine eleştiriler yöneltmiş, Fazilet Partisinin kapatılmasından sonra  devamı olan Saadet Partisine katılmayarak, “yenilikçiler“adıyla  kopmuş, Abdüllatif Şener, Abdullah Gül ve Bülent Arınç’la beraber Adalet ve Kalkınma Partisi’ni kurmuştur. Sonra partide o ekibi sırasıyla tasfiye ederek tüm gücü ele geçirmiştir.

Abdüllatif Şener 2007 yılında partiden ayrılan çekirdek ekipte ki ilk kişi olmuştur.  Sonra bir süre kendi partisini kurmuş, devamında  CHP’ye katılmış ve halen CHP milletvekilidir. Abdullah Gül, 2007 yılında Cumhurbaşkanı olmuş, ancak ilerleyen süreçte Erdoğan’la bazı konularda karşı karşıya gelmiştir. 2014 Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’la arası bozuk bir şekilde görev teslimi yapmıştır. Şu anda Muhalefet Partilerinden Deva Partisini desteklemektedir.

Bülent Arınç, AKP’nin önemli isimlerinden biri olmuş, 19 yıllık AKP iktidarında zaman zaman Erdoğan’la ters düşse bile hep geri adım atmak zorunda kalmıştır. En son 3 ay önce yargı bağımsızlığı ve haksız tutuklamalar yüzünden görüşlerini dile getirdiği için, Cumhurbaşkanlığı danışmanlığından istifa etmek zorunda kalmıştır.

2014 yılında Recep Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olunca, Başbakan ve AKP Genel  Başkanı  olarak uzun süre Dışişleri Bakanlığını yapmış Ahmet Davutoğlu’nu  işaret etmiştir. İki yıl sonra ise aniden Davutoğlu’nun istifası istenmiş, AKP kongresinde Erdoğan tarafından desteklenmemiş, onun yerine Binali Yıldırım AKP Başkanı ve Başbakan olarak atanmıştır. 2017 Anayasa referandumuyla kabul edilen  Cumhurbaşkanlığı ile Parti Başkanlığı birleşebilir hükmünden sonra Erdoğan AKP Başkanlığına dönmüştür. Ahmet Davutoğlu ise  geçen yıl Gelecek Partisini kurarak AKP’den kopmuştur.

Uzun süre Erdoğan kabinelerinde Ekonomi bakanlığı yapmış Ali Babacan da AKP’den ayrılmış, Deva Partisini kurmuştur.

Eski AKP’li bu isimleri şunun için belirtiyorum. Erdoğan’ın çok yakınında ve önemli görevlerde bulunanların çoğu partiden kopmuştur. AKP’nin bugün eylem ve söylemleri 2002 yılındaki söylemlerinin tamamen tersidir. Buna karşın, AKP seçmeninde partiye karşı bir güvensizlik görülmemekte,(oy kaybetse bile)  AKP’ye yapılan her eleştiri, Erdoğan’a bir  saldırı olarak algılanmaktadır. Burada parti olarak AKP’nin Erdoğan ile özdeşleştiğini anlayabiliyoruz.

Machiavelli, başta yazdığımız durumu Osmanlı Sultanı’nın tüm gücü elinde tutması, ülkede başka bir hanedan ya da iktidar ortağının olmamasına bağlamaktadır. Güç, merkezidir ve tek eldedir.  Oysa o dönemde Fransa’da güç, senyörlere bölünmüştür. Kral’ın bir çok güç unsurunu kontrol etmesi gerekir. Gücün dağılımı belki 16. yüzyılda bir demokrasi meselesi değildi. Ama aradan geçen yüzyıllar içinde ve sosyal çalkantılar nedeniyle, güç odaklarının bölünmesi ve birbirini denetlemesinin çok daha iyi olduğu görülmüştür.

 Türkiye’de Cumhuriyet’le gelen ve ancak 1960’larda gerçek anlamda hayat bulan kuvvetler ayrılığı ilkesi, bu anlamda güç odaklarını dağıtmıştır. Ancak Türkiye  demokrasisi  tam olgunluğa erişecek vakti ve zemini bulamamıştır.  2000’li yıllarda süreç  tersine dönmüş, bugün tüm güç tek kişide toplanmıştır.

Yani, demokrasi kültürü ve birey anlayışı gelişmeyen bir toplumda “iktidarları” değiştirmek çok güçtür. İktidarlar,  mevcut tüm gücü kendinde toplamaya çalışır.

Bu nedenle iktidar merkezinde  toplanan güç, zamanla KÜLT KİŞİLİKLERLE  özdeşleşmektedir.

Partilerde de ideolojik farklılıklar ve düşünce ayrılıkları yerine, “Kişilik Ayrılıkları” yaşanmaktadır.

Türkiye’nin siyasi düşünce hayatında ki kısırlığın bir nedeni de budur. 

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Tuncay Koç - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.