Mustafa Suphi üzerine

Eğer gazeteci Soner Yalçın Sözcü Gazetesi’ndeki köşesinde, 27 Ocak günü o yazıyı yazmasa, muhtemelen dikkatimden kaçacaktı. Ve fakat maalesef Soner Yalçın, Mustafa Suphi’nin ölümüne dair bildiklerini yazmak yerine, “yüz yıllık sır” deyip, mevzuyu kapatmış. Ve ben de, bu konuda, Soner Yalçın’dan daha cesur davranarak, bildiklerimi, en azından bu husustaki kanaatimi yazmak istiyorum.

Evvela Mustafa Suphi kimdir, bu soruyu bilhassa genç kuşaklar ve bu ismi ilk kez duyacak okurlarımız için cevaplayalım. Efendim, Mustafa Suphi, 1920 senesinde, Türkiye Komünist Partisi’ni kuran  ilk komünist Türk liderdir. Mustafa Suphi, 1883 yılında, memur bir babanın oğlu olarak, Giresun’da doğdu. Aile kökeni olarak da Karadeniz’li bir ailenin çocuğudur. Paris’te üniversite okurken, bir yandan da siyasete bulaştı. İttihat ve Terakki’ye katıldı. Ancak, İttihatçılar’la anlaşamayarak, 1912 tarihinde oradan ayrıldı ve muhalefete geçti. Mahmut Şevket Paşa suikasti bahane edilerek, 1913 senesinde Sinop’a sürgüne gönderildi. Bir sene sonra, bir grup arkadaşı ile birlikte Sinop zindanından kaçtı ve Rusya’ya geçti. Talihsizlik onu burada da bırakmadı, dünya savaşı patladı. Çarlık Rusyası, binlerce Türk gibi, Mustafa Suphi’yi  de Ural bölgesine sürgününe gönderdi. Mustafa Suphi, bu sürgünde Bolşeviklerle tanıştı ve komünist oldu. 1917 Rus ihtilali ile bu sürgünden kurtuldu ve Moskova’ya döndü. Birkaç yıl burada siyasi faaliyetlere katıldıktan sonra, 1920’de Bakü’ye geldi.

10 Eylül 1920 tarihinde Türkiye Komünist Partisi Bakü’de, Mustafa Suphi başkanlığında  kuruldu. Bakü’de Sovyet yönetimi tarafından koordine edilen meşhur “Doğu Halkları Kurultayı” toplandı ve bu toplantıda Mustafa Suphi, divanda görev yaptı. Enver Paşa’nın kongreye hitap etmesini engelledi, yalnızca yazdığı bir bildirinin okunmasına müsaade edildi.

Bir süre daha Bakü-Moskova hattında çalışmalarına devam eden Mustafa Suphi, Moskova yönetiminin bilgisi dahilinde,  1921 yılının ilk günlerinde, Anadolu’da milli mücadeleye destek olmak gerekçesiyle, harekete geçer.  Beraberinde 14 yoldaşı olduğu halde, Kars üzerinden Erzurum’a gelirler. Ankara’daki Büyük Millet Meclisi, evvela kendileri davet etmiş olduğu halde, birdenbire, Mustafa Suphi’nin kargaşa çıkartmak için geldiği kanaatine varırlar ve bu kanaati Erzurum’da Kazım Karabekir Paşa’ya bildirirler. O andan itibaren hava birden değişir, Mustafa Suphi ve arkadaşları, çeşitli linç girişimlerine maruz kalırlar ve Trabzon üzerinden deniz yoluyla tekrar Moskova’ya dönmek kararı alırlar. Eşi ve 14 arkadaşı, bir tekneye bildirilirler ve denize açıldıkları anda da, Kahya Yahya ve adamları tarafından öldürülürler. Yalnızca eşi Meryem (Maria) sağ bırakılır.

Mustafa Suphi’nin yaşam hikayesi burada bitiyor. Ancak, ölümündeki “esrar” halen gizemini koruduğu için, geçen yüz yılda bir türlü aydınlatılamadı. Kuşkusuz bu cinayette Kahya Yahya bir tetikçi. Karar mekanizmasında yok. Peki o halde, Mustafa Suphi ve arkadaşlarının öldürülmesi kararını kim, niçin vermişti?  Moskova’nın kontrolündeki bir komünist liderin, o günlerde, Sovyet yönetiminin bilgisi ve rızası olmadan öldürmek mümkün müydü?  Ankara bu cinayette rol aldı mı? Yoksa bu cinayet İttihatçıların ve Enver Paşa’nın bir girişimi miydi? Bu sorular yüz senedir soruluyor ve hala cevap verilemiyor.

Açıkça söylemek gerekirse, benim kanaatime göre, işin aslı biliniyor, ama kimse bunu söylemek, itiraf etmek istemiyor. Öyle ya, Anadolu’da bir toplumsal karşılığı olmayan ve asla olamayacak bir komünistin ölümünü aydınlatsanız ne olur, aydınlatmasanız ne olur. Üzerinden tam yüz sene geçmiş. Eminim ki, artık kendi takipçileri, o geleneğe sahip çıktığını iddia eden yoldaşları ve genel anlamda Türk Solu bile merak etmiyor artık bu sualin cevabını.

Bendeniz nacizâne, sadece şu kadarını söyleyebilirim; 1920-22 yıllarında Ankara Hükümeti ile Moskova’daki yeni sosyalist önderlik arasında, deyim yerindeyse, su sızmıyordu. Ve inancım odur ki, tarihin bu aralığında, İttihatçılar’ın ya da Ankara’nın, Moskova yönetimine çok yakın bir Türk siyasetçiyi öldürmeye kalkması, hayatın olağan akışına ters görünüyor. Mustafa Suphi’nin infazına Moskova’nın rıza gösterdiği, onay verdiğine eminim.

1920’lerin başında bu topraklarda yaşamak, ateşten gömlek giymekten zordu. İster Kemalist olsun ister komünist ve isterse İttihatçı; bu yıllarda Azrail, Sovyet Rusya ve Anadolu coğrafyasında fazla mesai yapıyordu. Bu tarih aralığında Rusya’da ve Anadolu’da,  memleket meselelerine, dünya meselelerine kafa yoran herkes ölümle yan yana yürüyordu. Muhteşem heyecan verici bir dönemdir. Hiçbir aksiyon filminde bu kadarına rastlayamazsınız.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eşref Ural - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.

01

Bilgi - ÇOK KÖTÜ SONLU BIR YAZI. SOYLER GIBI YAPIP SUÇU SAGA SOLA ATMAK.

Yanıtla . 0Beğen . 0Beğenme 04 Şubat 23:05