Türkiye'nin yüzyıllık mücadelesi (5)

Türkiye, geride kalan iki yüz yirmi sene içinde, hem kendisiyle, hem içinde bulunduğu çağ ile ve hem de rakipleriyle amansız bir mücadele yürütmüştür ve ciddi eksiklerine ve kronik sorunlarına rağmen, modern bir ülke olarak ayakta durmayı başarmıştır. 

Çözemezsek çözülürüz!

Ve fakat öyle görünüyor ki, Cumhuriyet fikriyatını nesillere tam anlatamadık. Çünkü anlatabilmiş olsaydık, hiçbir kişi, hiçbir güç Cumhuriyet anlayışından bu halkı uzaklaştıramaz ve soğutamazdı. Ve öyle görünüyor ki, modern bir toplum olmayı, bir millet olmayı, ulus olmayı da başaramadık. Ve bunu başaramadığımız için ülkemizin geleceğine dair kaygı beslemekten kendimizi alamıyoruz. Eğer Türkiye Cumhuriyeti, bu topraklarda yaşayan her bir sosyal kesimin endişelerini, kaygılarını, sorunlarını gideremez ise; gelir adaletini sağlayamaz, yoksullaşmanın önüne geçemez ise, bu yüzyılın ikinci yarısından sonra yekvücut bir ülke olarak yürüyemeyebilir. Bilhassa Alevilerin, Kürtlerin ve geniş yoksul kesimlerin sorunları burada hayati önemdedir. Bu kesimlerin sorunlarını adil ve barışçı bir şekilde, özgürce, kardeşçe ve birlik-bütünlük anlayışına halel gelmeden çözebiliriz. Çözemezsek, çözülürüz. Cumhuriyetimizin kaderi bir anlamda bu kesimlerin kaderine bağlıdır. 

Devamlılık 

Sevgili gençler, bu yazı dizisini bitirirken, son olarak doğrudan size seslenmek istiyorum. Bu ülke, yani ülkemiz, yani Türkiyemiz, bin senelik bir siyasi ve idari geleneğin üzerine oturuyor aslında. Selçuklu’dan Osmanlı’ya, Osmanlı’dan da Türkiye Cumhuriyeti’ne evrildik. Bu isteğe bağlı bir şey değildi, tarih ve çağın emirleri bizi buna sevk ve mecbur eyledi. Selçuklu yıkılmasa Osmanlı diye bir imparatorluğumuz olmayacaktı. Osmanlı ömrünü tamamlamış olmasaydı Türkiye Cumhuriyeti adında bir ülkemiz de olmayacaktı. Dikkat ederseniz burada bir süreklilik, bir devamlılık söz konusu! Yani birisi diğerinin hasmı, rakibi ya da düşmanı falan değil, lütfen buraya dikkat edin. 

Çağın emri Cumhuriyet

Ve sevgili gençler, Mustafa Kemal Paşa ve yol arkadaşları Osmanlı’yı yıkmak için mücadele etmiş değillerdir! Zaten bu kuşağın tamamı Osmanlı subayıdırlar, Osmanlı’nın okullarında okumuşlar, imparatorluk kültürüyle büyümüşlerdir, niçin yıkmaya kalksınlar!? Tam aksine, bu kahramanlar ölmek üzere olan devleti kurtarmak için çok genç yaşlarda yollara düştüler, savaşlara girdiler, ama ne yazık ki devleti kurtarmayı başaramadılar. Çünkü artık tarih, 20. yüzyılın başlarına geldiğimizde, bizim gibi yorgun, bitkin, kendi bedenini taşımaktan aciz, çağın gerçeklerine adapte olamamış bir devlet sistemin yaşamasına izin vermiyordu. Yani artık sülalelerin, ailelerin, aristokratların soy bağı ile devleti yönettiği çağ kapanmıştı. Dikkat ederseniz o tarihlerde sadece bizim imparatorluğumuz değil, Rusya İmparatorluğu da, Alman İmparatorluğu da, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da tarihe karıştı! Çünkü imparatorluklar devri kapanmış, ulus devletler çağı başlamıştı. İşte cumhuriyeti kuran kadro, kendi keyiflerinden değil, bu tarihi gerçeklikten ve mecburiyetten hareketle CUMHURİYET dediler, lütfen bunu iyi anlayın. 

Coğrafya yangın yeri!

Sevgili gençler, hiçbir sistem mükemmel değildir. Her devlet yapısının tarihsel, kültürel, coğrafi sorunları vardır ve bu sorunlar ne yazık ki nesillerin yakasını asla bırakmaz. Burası Anadolu! Her dinden, her kavimden, her kültürden binlerce insanın yaşadığı kadim toprak! Elbette bu bir zenginliktir, ama aynı zamanda yönetilmesi zor bir ülke demektir! Eğer seksen beş milyon insanımız hepsi aynı ırka, aynı kavme, aynı kültüre, aynı dine ve aynı mezhebe mensup olsaydı yaşadığımız pek çok sorunla hiçbir zaman karşılaşmayacaktık. Ama bu toprakların hakikati bu! O halde ne yapacağız, bu hakikate uygun bir siyasi ve idari düzen kuracağız. Ve bütün samimiyetimle söylüyorum ki, bu topraklarda herkesin ve hepimizin daha barışık, daha kardeşçe yaşamasının tek formülü laik demokratik özgürlükçü bir cumhuriyet düzenidir. Elbette bu düzenin de aksak ve hastalıklı yanları vardır, ama bunun dışında bir yol yok! Daha doğrusu, bunun dışındaki bütün yollar çıkmaz sokak! Bunun dışındaki bütün yollar iç kavga, iç savaş, boğazlaşma, mezhep ve kavim kavgaları, kültür savaşları ve bir sürü kargaşa. Bakınız bizim de parçası olduğumuz bölge haritasına,  Irak, İran, Suriye, Pakistan, Afganistan, Arabistan, Libya, Tunus, Mısır, Yemen, Filistin, Lübnan, Somali ve daha başka ülkeler. Görmüyor musunuz bu ülkelerde yaşanan iç savaşları, katliamları, boğazlaşmaları! Bunlardan da mı ders almayacağız?!

Farklı olmak zenginliktir

Sevgili gençler, fazla uzatmak istemiyorum, sizden tek ricam şu; lütfen aklınızı hiiçbir ideolojiye, mezhebe, tarikata, cemaate teslim etmeyin. Bu ister seküler bir tarikat-cemaat olsun, isterse İslamî.  Ve ayrıca, sizin gibi düşünmeyen, sizin gibi inanmayan, sizin gibi yaşamayan insanları anlamaya, dinlemeye, empati yapmaya çalışın. Yani onları kendinize benzetmeye çalışmayın! Buna hiç gerek yok. Her insan başlı başına bir dünyadır. Aslolan farklı düşünen, farklı inanan insanların barışık bir şekilde asırlar boyu bir toprak üzerinde yaşayabilmeleridir. Ve işte laiklik ve cumhuriyet sizlere tam da bunu sağlıyor. Bu nedenle tekrar tekrar söylüyorum, laiklik dinsizliktir diyenlere lütfen itibar etmeyin, cumhuriyet ateistlerin rejimidir diyenlere lütfen yüz vermeyin. Bunlar sizi bilerek ya da bilmeyerek büyük belaların içine sürüklüyorlar, ne olur bunlara prim vermeyin. 

İster sağcı olun, ister solcu; ister ülkücü olun isterse de sosyalist, devrimci, liberal, anarşist, islamcı,  muhafazakar, dindar. İster Yörük olun, ister Kürt, isterse de Alevi… Elbette olacaksınız, bu sizin en insani, en doğal hakkınız. Mensubiyetiniz ve siyasi tercihiniz bir anlamda sizin kaderinizdir, bunu kimsenin tartışmaya hakkı yoktur ve olamaz. Ama hangi siyasi görüşü benimsiyor olursanız olun, hangi kültüre mensup olursanız olun, eğer bu topraklarda barış ikliminde yüzlerce yıl hep birlikte yaşamak istiyorsanız, “LAİK DEMOKRATİK CUMHURİYET” anlayışının sarsılmasına, yıpranmasına, çözülmesine asla müsaade etmeyin. 

Ve sakın unutmayın; cumhuriyet ve laiklik çözüldükçe içine düşeceğiniz kuyuların ağzı daha da açılacak ve ışığı daha da kararacaktır. 

Umudumuz sizdedir, gözlerinizden öperim.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Eşref Ural - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.