Ölen büyük insanlık

Ülke gündemi Antalya’daki şiddetli yağış ve bir can kaybı, Erzincan İliç’te yaşadığımız hem insani hem çevre felaketine kilitlendi.

Her iki olayın da ortak bir noktası var aslında.

O da sistemin beslediği ve beslendiği kar hırsı,

Antalya örneğinden başlayalım.

Dikkat ettiniz mi, yağıştan etkilenen yerler genellikle alt sosyo ekonomik gelir düzeyine sahip bölgeler. Tıpkı, şehit haberi geldikten sonra bayrak asılan evler gibi. Bu evlerin ana özelliği sosyal değil, sadaka devlet anlayışının egemen olması. Sadaka devleti, kendisine ayırdığı ana paydan kalanı, sadaka olarak bu evlere dağıtır. Çünkü onlar için sadaka, aynı zamanda sadakat demektir.

Yine yağışın en çok etkisini gösterdiği yerler de, ağırlıklı olarak, alt geçitler. Bir vatandaşımız, bu geçitlerden birisinde canından oldu zaten. Bu alt – üst geçitlerin, sözümona, trafiği rahatlatmak için yapıldığı söylenir. Yapılan alt ya da üst geçit, bir sonraki kavşağı tıkar. Böylece her tıkanıklık bu geçitlerle aşılmaya çalışılır. Bu yapılırken de adı, ‘çılgın proje’ adı altında yatırım gibi gösterilir. Oysa gerçekte, bu yatırımlar aracılığı ile sermaye transferi yapılmaktadır. Bu gibi yatırımlara yapılan harcama, örneğin toplu taşıma için düşünülmez. Neden? Çünkü toplu taşımada sermaye aktarımı sağlayamazsın. Tek imza ile birilerine milyon ya da milyar dolarları aktaramazsın.

Sonra, metrekareye 300 kg üstünde yağış düşünce de adını ‘doğal afet’ koyarsın.

Tıpkı yangında olduğu gibi.

Tıpkı depremde olduğu gibi.

Erzincan olayı ise daha da vahim. Halen araması devam eden dokuz vatandaşımızın evine bakın. Onların evi de, muhtemelen, Antalya’da selde etkilenen evler gibidir. Onların evi de, tıpkı şehir haberi geldikten sonra bayrak asılan evler gibidir.

Diğer taraftan, Erzincan’da yaşadığımız olay, bölgenin ikinci Çernobil olayıdır. Milyonlarca metreküp siyanürlü toprak kaydı. Herkes, siyanürün Fırat Nehri’ne karışmasından korkuyor. Oysa esas tehdit, siyanür aracılığı ile içinde bulunan altın madeni ayrıştırılan toprağın varlığıdır. Olası bir yağışta, ki sabah saatlerinde başlamıştı, topraktaki siyanürün, yağışın etkisi ile yeraltı sularına karışması tehlikesidir. Oysa, bu siyanürlü toprak sorunu, iki yıldır sürekli gündeme getiriliyor ama karşılarında muhatap yok. Her yer kapı duvar.

Oysa, sadece Erzincan İliç’te değil, pekçok noktada yapılan altın çıkarma çalışmalarına çok büyük bir tepki var. Kaz Dağlarını hatırlayalım. Bu konuda defalarca uyaran meslek örgütleri var. Ama bunlara karşılık, Erzincan’da etkinlik alanını 2,5 kat artıran bir irade var ve bu irade de, aynı alt – üst geçitlerde olduğu gibi sermayenin yanında.

Sonuçta sorunun kaynağı, yukarıda da belirttiğim gibi, kendisinin beslediği ve beslendiği sistemin bizatihi kendisi. Bunu sorgulamadıkça, daha çok doğal afetler, daha çok maden kazaları yaşayacağız. Çünkü bu sistem insanın, doğanın yanında değil.

Durum böyle olunca da ölen, Nazım Hikmet’in dizelerindeki gibi büyük insanlık oluyor.

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu
tirende üçüncü mevki
şosede yayan
büyük insanlık.

Büyük insanlık sekizinde işe gider
yirmisinde evlenir
kırkında ölür
büyük insanlık.

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter
pirinç de öyle
şeker de öyle
kumaş da öyle
kitap da öyle
büyük insanlıktan başka herkese yeter.

Büyük insanlığın toprağında gölge yok
sokağında fener
penceresinde cam
ama umudu var büyük insanlığın
umutsuz yaşanmıyor.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Ali Taş - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.