Kirli Kurum Kültürü

İşe yeni başlamış heyecanlı bir genci düşünün. Güzel günler hayal ediyor. Harika iş arkadaşları olacağını ve harika projelerle harika işler başaracağını düşünerek işe koşa koşa geliyor.

Başladığı yerde ona işi öğreten kişi yıllardır orada çalışmış, yorulmuş, bıkmış, herkesle ilgili kalıplaşmış yargıları bulunan ve işini görev olarak yaptığı için proje üretmeye takati kalmamış, kendi bakış açısından yaşadığı hayal kırıklıkları ve kalp kırıklıkları sonucu işyerine yabancılaşmış, mesai dolsa da gitsek diye düşünüp sürekli
saatini kontrol ediyor.

Tıpkı John Locke’ın tabularasası gibi zihninde henüz en ufak bir fikir olmayan ve tertemiz bir zihne sahip olan işe yeni başlayan gencimiz, bu eski personelden sadece işi değil bütün ilişkileri, bütün hileleri, bütün kolaya kaçmaları, bütün yakınmaları, bütün eleştirileri, bütün yargıları alarak bir önyargı geliştiriyor ve daha ilk aylarında koşa koşa geldiği işe ayakları geri gide gide gelmeye başlıyor.

Eski çalışan bütün zehrini akıtıyor ona.

Kirli kurum kültürü bütün hücrelerine işliyor yeni personelin.

İşten ayrılanlar eskilere soruyor, “Var mı değişen bir şey?” diye, inanamayarak yeni bir soru daha soruyor “Nasıl yani, hiç mi bir şey değişmedi?” diye. Yahu nasıl değişsin, kirlete kirlete dibini görülmez hale getirdiğiniz kurum kültürü senden sonra da kirlenmeye devam etti.

Bu öylesine kirli bir kurum kültürü ki daha önce yaratım sürecinde parçası olduğu kirli kurum kültürüne kendisi maruz kalan mağduru oynuyor, kendi yaptıklarını unutarak. Belki o noktada hatalarıyla yüzleşse yine bir ilerleme sağlanabilir; ama ne mümkün. Herkes hep mağdur, herkes hep eleştiriyor, herkes hep bir kolay yolunu arıyor, herkes her şeyi hep başkasının üzerine yıkma derdinde.

İş sorumluluk almaya, işleri yoluna koymaya geldiği zaman meydan bomboş kalıyor. Ama sorsanız herkes hem mağdur hem de kahraman. “Ben zamanında…” diye başlayan içi bomboş, naftalin kokan, çözümden uzak ve egosunun bağrından kopup gelen cümlelerle kurum kültürünü biraz daha kirletmeye katkıda bulunuluyor sadece.

Yaptığı seçimlerden ve aldığı kararlardan sonra, çoğu insan eyleme yönelik bir şey yapmaz. Karar almakla yetinmeyip, az insanın yaptığı gibi o kararları uygulamak gerekiyor. Aynı statüye sahip kişilerden birine inisiyatif kullanıp diğerine kullanmayınca bu seni nasıl bir insan yapıyor? Bir insanı kayırıp diğerini mağdur edince bu seni nasıl bir insan yapıyor? Sana verilen bu yetkiyi insanlar arasında ayrım yap, mağduriyet yarat, kişileri kayır diye veren devlet senin babanın çiftliği mi, bu rahatlık nerden geliyor? Bugün birine yaptığın bir kıyak, aynı gün öbürüne yarattığın mağduriyet oluyor.

Bu görüntüden nasıl uzaklaşır işyerleri? İlkeli ve hakkaniyetli yöneticilerle, rotasyonla, kirli kurum kültüründe katkısı olan “Nasılsa yapıyorum yapıyorum, kimse bana bir şey yapmıyor. Ben az çalışan, bağıran, sorun çıkaran kişi olmaya devam edeyim, kimse bana dokunmamaya devam etsin.” algısına sahip olan personele artık bir şeyler yapıp bu algıyı kırarak, “Böyle gelmiş, böyle gider.” tembelliğini yok ederek, cesur olarak, inisiyatif alarak…

Bakın temiz kurum kültürü oluşturmak zor değil, sadece gerçekten istemek ve karar vermek gerekiyor. Zor olan karar vermek, yoksa alışkanlık ve bağımlılıklara kendini teslim etmiyor insan, kendi iradesizliğine ediyor.

Biliyorum “Biz yaşadığı cehennemi cennete çevirmeye talip insanlardık.” Yıllarca tek başına mücadele etmişsin, “Ya bırak sen mi kurtaracaksın sanki dünyayı?” gibi yıldırıcı sorulara maruz kalmışsın, herkese ve düzene rağmen çabalamaya devam etmişsin, hep sonradan sana senin doğru olduğun ve haklı olduğun söylenmiş, o yaşadıkların yanına kâr kalmış; ama bu bir döngü olmaktan çıkmamış… Yıllardır aynı. Düzen hep aynı. O zaman ne yapmak gerekiyor?

Bazen savaşı kazanmak için, mücadeleyi bırakmak gerekiyor. Çünkü bazen insanların sizin çabanızı görmesi için durmanız gerekiyor. Çünkü bazen bir şeyleri değiştirmeye çabalayan ve hatasını gören insan aramak boşuna oluyor, herkes kendine yakışanı yapmaya devam ediyor. Çünkü herkes bir yerlere gelip bir şeylere sahip olmak istiyor; ama bunun için bedel ödemek ve ter dökmek istemiyor. “Çünkü insanlar değerli olmayı unuttu, önemli olmaya çalışıyor.”

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Funda Alpaslan Talay - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.