KADINA ŞİDDET MECLİS’TE TARTIŞLIYOR: KADINLARIN PSİKOLOJİSİ NAZİ İŞKENCESİ GÖRENLERLE BENZER SEMPTOMLAR GÖSTERİYOR

TBMM’de Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırma Komisyonu’nda sunum yapan Prof. Dr. Nevin Gaye Erbatur, şiddet gören kadınların psikolojisini “Nazilerin toplama kampında ki işkence mağdurlarının gördüğü semptomlarla aynı olduğu, benzer olduğu ortaya çıkıyor” diye anlattı. Prof. Dr. Çiler Dursun ise medyanın kadına yönelik şiddet içeriklerini üretmesinde asli sorumlunun patronlar olduğunu ifade ederek, “Medya çalışanlarını, patronu karşısında, o kurumsal yapılar içerisinde güçlendirmek gerekiyor. En temel güçlendirme yolu da sendikalaşmadır” dedi.

Haber albümü için resme tıklayın

TAMER ARDA ERŞİN

TBMM’de Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırma Komisyonu’nda sunum yapan Prof. Dr. Nevin Gaye Erbatur, şiddet gören kadınların psikolojisini “Nazilerin toplama kampında ki işkence mağdurlarının gördüğü semptomlarla aynı olduğu, benzer olduğu ortaya çıkıyor” diye anlattı. Prof. Dr. Çiler Dursun ise medyanın kadına yönelik şiddet içeriklerini üretmesinde asli sorumlunun patronlar olduğunu ifade ederek, “Medya çalışanlarını, patronu karşısında, o kurumsal yapılar içerisinde güçlendirmek gerekiyor. En temel güçlendirme yolu da sendikalaşmadır” dedi.

TBMM Kadına Yönelik Şiddetin Sebeplerinin Araştırma Komisyonu’nun dünkü toplantısında sunum yapan Çukurova Üniversitesi Kadın Sorunları Araştırma Merkezi Kurucu Başkanı Prof. Dr. Nevin Gaye Erbatur, kadınların şiddet sonrasında gidecek yeri olmadığına ve yaşadıkları psikolojik durumun Nazi kamplarında işkence görenlerle aynı olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi:

“Kadınların gidecek bir yeri yok, ailesi kabul etmiyor, olanlardan kadını suçluyor, uğradığı şiddetten dolayı ruh sağlığı bozuluyor. Hocam, bu sizin alanınız ama bunu biliyoruz yani kadınlar bunu yaşıyorlar, korkuyorlar ve biz üniversitede çalışırken okuduğumuz araştırmalarda şöyle bir karşılaştırma yapılıyordu: Kadına yönelik şiddet mağdurlarıyla yapılan çalışmalarda bunların gösterdiği semptomların Nazilerin toplama kampında ki işkence mağdurlarının gördüğü semptomlarla aynı olduğu, benzer olduğu ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, aslında şiddet sistematik bir işkence gibi kadını yıldıran ve sonunda cins duruma dönüşen bir mesele. Öyle oluyor ki bu baskı sonunda kadının kendine güveni kalmıyor, kendine güveni kalmadığı için terk edemiyor, bununla ilgili bir şey yapamıyor; sonuç, işte istemediğimiz hayat kayıplarına kadar gidiyor.”

"10 YILDA 5 KEZ GELDİM"

Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi akedemisyenlerinden Prof. Dr. Çiler Dursun konuştu. Dursun, son 10 yılda 5 kez aynı konuda TBMM’ye geldiğini belirterek, “Bu benim kadına yönelik şiddetle ilgili katıldığım herhâlde son on yıldaki 5’inci komisyon toplantısı. Ben böyle ara ara geliyorum, ilk başlarda böyle deli gibi hazırlanıyordum, slaytlar, dosyalar falan önceden. Şimdi artık hiçbir hazırlık yapmıyorum arkadaşlar, gördüğünüz gibi ben burada içimi dökeceğim.” diye konuştu.

“SENDİKALAR GÜÇLÜ OLMALI”

Dursun medya emekçilerinin kadına şiddeti özendirecek ve kadını incitecek haber yapmak istemediğini ifade ederek, şunları belirtti:

“Demek ki burada, temelde ele alınması gereken şey, bu endüstriye, medya sektörüne yön veren, parasal dolaşımın yani maddi dolaşımın kararlarını veren o üst düzeydeki patronlar, onların karar vericileri, o kesim… Yazık, gariban muhabirlere ya da içerik üreticilerine gidip gidip ‘Siz niye böyle yapıyorsunuz?’ demenin bir anlamı yok. Çünkü onların yakındığı şey, ‘Biz bunu zaten düzgün yapıyoruz, yapmak istiyoruz.’ Gittiği zaman, başka bir haber olarak karşımıza çıkıyor. O zaman ne yapmak gerekiyor? İşte, medya çalışanlarını, patronu karşısında, o kurumsal yapılar içerisinde güçlendirmek gerekiyor. En temel güçlendirme yolu da sendikalaşmasıdır yani meslek örgütlerinin, sendikaların güçlü olmasıdır. Patronların karşısında, medya patronlarının karşısında çalışanları savunabilecek, onların bir statüsünün olmasıdır, bir durumunun olmasıdır.”

Çiler kendisinin asıl yakındığı kesimin medya patronları olduğunu vurgulayarak, “Benim burada, yakındığım temel aktörlerin kimler olduğunu siz anladınız yani özellikle medya sektöründeki… Medya patronlarını, karar vericilerini çağırabiliyor musunuz? Umarım gelirler” dedi.  

“EŞİTLİK KURUMUNDA EŞİTLİK YOK”

İstanbul Barosu Başkan Yardımcısı Nazan Moroğlu da Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu’ndaki kadın sayısını eleştirerek, “Haklı eleştirim. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu… ‘Eşitlik’ dediğiniz zaman biraz da görünür olması lazım. 11 yönetim kurulu üyesi var, sadece birisi kadın” dedi. Moroğlu’na AKP’li Komisyon Başkanı Öznur Çalık da “Kesinlikle katılıyoruz, biz de eleştirdik” diye yanıt verdi.

Dursun Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararını da eleştirerek, sözleşmeyi Türkiye’ye yol gösteren “Kutup Yıldızı” diye nitelendirdi. Dursun, “Bu Komisyon toplantısında, on beş gün sonra, 1 Temmuzda muhtemelen Avrupa’nın ilgili karar mercilerinde de onaylanacak olan bir imza geri çekme süreci içerisinde konuşuyoruz kadına yönelik şiddetin nasıl kaldırılabileceğiyle ilgili. Bu benim içimi acıtıyor yani birçok yönden acıtıyor” diye konuştu.

SÖZLEŞMEYİ ELEŞTİRDİ: KADIN ERKEK KUTUPLAŞMASI

AKP Kahramanmaraş Habibe Öçal, kadın örgütlerinin İstanbul Sözleşmesi’ne sahip çıktığı kadar kadına yönelik şiddeti engellemek için 2006 yılında çıkarılan Başbakanlık genelgesini benimsemediğini ifade ederek, İstanbul Sözleşmesini şöyle eleştirdi:

“Yine, İstanbul Sözleşmesiyle ilgili özellikle Hırvatistan’ın koyduğu şerh  özellikle İstanbul Sözleşmesiyle ilgili koyduğu şerh benim için çok önemli. ‘Cinsiyetçi ideolojilerin gelişmesine zemin hazırlar’ şeklinde bir şerhi var. Dediğim gibi, bu anlaşmaya da özellikle kadın erkek cepheleşmesi kutuplaşması noktasında dikkatli yaklaşılması gerektiği kanaatindeyim diyorum.”

“CİNSİYET TANIMI BELİRSİZ”

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nevzat Tarhan, İstanbul Sözleşmesi’nde cinsiyet kavramının muallak olduğunu ifade ederek şunları söyledi:

“Sözleşme’de cinsiyetle ilgili tanım net değil. Nazın Hocamız burada çok güzel bir şey söyledi ‘Eşitlikçi olmayan güç ilişkisi.’ dedi. Bu yazılsa İstanbul Sözleşmesi’ne toplumsal cinsiyeti tanımlamaya yeter. Bu yok. ‘Eşitlikçi olmayan güç ilişkisi.’ dese… Burada bütün rol kavramını belirsiz bırakmış, belirsiz bıraktığı için herkes kendisi gibi anlıyor, muz gibi, insan ne yerse ona benzetiyor. Böyle bir cinsiyet rolü.”

 

16 Haz 2021 - 13:38 Ankara- Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.