CHP’Lİ TOPRAK: İKTİDAR Z KUŞAĞI KORKUSU YAŞIYOR

CHP Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Bir neslin hayatını kararttığının farkında olan iktidar, Z kuşağı korkusu yaşıyor. Ülkeyi ayrıştırıp, kamplaştıranların, her gün bir yeni düşman yaratarak, kendi bekalarını ülkenin bekası gibi pazarlayıp, topluma korku salanların, şimdi kuşakları çatıştırarak iktidarlarını idame ettirme senaryolarını sadece Z kuşağı değil, halkın güçlü iradesi bozacak” dedi.

CHP Genel Başkan Başdanışmanı Erdoğan Toprak, “Bir neslin hayatını kararttığının farkında olan iktidar, Z kuşağı korkusu yaşıyor. Ülkeyi ayrıştırıp, kamplaştıranların, her gün bir yeni düşman yaratarak, kendi bekalarını ülkenin bekası gibi pazarlayıp, topluma korku salanların, şimdi kuşakları çatıştırarak iktidarlarını idame ettirme senaryolarını sadece Z kuşağı değil, halkın güçlü iradesi bozacak” dedi.

CHP Genel Başkan Başdanışmanı, İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak Haftalık Değerlendirme Raporu hazırladı. Rapordan öne çıkanlar şöyle:

İKTİDAR Z KUŞAĞI KORKUSU YAŞIYOR: İktidar, bir yandan ‘seçim 2023 Haziran’da’ derken diğer yanda seçim gündemiyle kongreler düzenliyor, yeni ittifak arayışları için kapı kapı geziyor. Örgütlerine ‘Z kuşağı geçmiş dönemleri bilmiyor, onlara anlatın’ talimatı veriyor. Oysa iktidara geldiklerinde doğan çocukların şimdi 19 yaşında olduğu bir nesil, 19 yıldır sadece bu iktidarı biliyor. Bir neslin hayatını kararttığının farkında olan iktidar, Z kuşağı korkusu yaşıyor. 3 Kasım 2002 seçimleri sonrasında iktidara geldiklerinde doğan çocuklar şimdi 19 yaşında. 4 yaşında olanlar 25 yaşında. 19 yıldır Erdoğan yönetimi altında yaşıyorlar. Bilişim, dijitalleşme ve internet çağı nesilleri daha üç gün önce kendilerini yönetenlerin internete ilave vergi getirdikleri haberiyle uyandılar. Milyonlarca genç işsizler ordusu yarattılar ve dilimize ‘Ev genci’ kavramını kazandırdılar. Seçim hangi tarihte yapılırsa yapılsın seçmenlerin yüzde 16-17’sini Z nesli oluşturacak. Yokluk, yoksulluk, işsizlik, yasaklar, tehditlerle yönettikleri, gözaltı ve tutuklamalara muhatap ettikleri milyonlarca genç. Ülkeyi ayrıştırıp, kamplaştıranların, her gün bir yeni düşman yaratarak, kendi bekalarını ülkenin bekası gibi pazarlayıp, topluma korku salanların, şimdi kuşakları çatıştırarak iktidarlarını idame ettirme senaryolarını sadece Z kuşağı değil, halkın güçlü iradesi bozacak.

TÜRKİYE’NİN AİHM KARNESİ KÖTÜ: AİHM, 2020 yılı dava, duruşma ve ihlallere ilişkin olarak bir rapor açıkladı. Türkiye’nin uluslararası yargıda insan hakları ihlalleri, adil yargılanma hakkı ve diğer kriterlerde hızla gerilediğini, dava başvurularında büyük artış olduğunu ortaya koydu. Hak ihlalleri ve mahkûmiyet kararlarında Rusya ile yarışan Türkiye açısından bu tablo, adaletsizliğin ve hak ihlallerinin ulaştığı hukuki çöküşü açık biçimde sergilemektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) Strasbourg’taki merkezinde düzenlenen toplantı ile her yıl olduğu gibi uluslararası yüksek mahkemenin 2020 yılı bilançosu ve ülkeler açısından son bir yılın verileri açıklandı. İş yükünün büyük bölümünü Rusya, Türkiye, Ukrayna, Romanya ve İtalya kaynaklı dava başvuruları oluşturdu. AİHM’nin 2020 yılı dava-dosya bilançosuna göre; Rusya, 13 bin 800 dava başvurusuyla yüzde 22,4 ilk sırada, Türkiye, 11 bin 150 dava başvurusuyla yüzde 18,1 ikinci sırada yer alıyor. Türkiye'den gelen başvurular bir yıl öncesine oranla yüzde 27 artış gösterdi. 15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türk mahkemeleri gündemine gelen davaların sonuçlanmaya başlamasıyla, adil yargılanma, haksız tutuklama ve mahkûmiyet ve diğer ihlallerde iç hukuk yollarının tüketilmesi sonrasında AİHM’ye yapılan başvurular artışı hızlandırdı. En fazla ihlal kararı Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 5'inci maddeleri temelinde verildi. Adil yargılanma hakkı temelinde 287, özgürlük ve güvenlik hakkı temelinde ise 208 ihlal kararı açıklandı. Türkiye, AİHM’nin kuruluşundan bu yana 1959-2020 yılları arasında 3 bin 309 davada hak ihlalinden mahkûmiyet ile birinci sırada yer alıyor. Nüfusa kıyasla dava ve karar konusunda da Türkiye’nin karnesi oldukça kötü. Türkiye’de her 10 bin kişide 1.09 kişi AİHM kararına konu olurken, 47 üyeli Avrupa Konseyi ortalaması ise 0,50 kişi. Türkiye nüfusa kıyasla açılan hak ihlali davalarında Avrupa Konseyi ortalamasının iki katının da üzerinde. Bu da ülkemizde verilen kararların adaletli olmadığının yaygın bir görüntü arz ettiğini, nihai hak arama mahkemesi olan AİHM’ye dava açıldığını gösteriyor.

TÜRKİYE, ESKİ TEKNOLOJİLİ MONTAJ TELEFON PAZARINA DÖNÜŞECEK: Cep telefonu ithalinde yapılan vergi artışları ardından teşvik mevzuatında değişikliğe gidilerek Türkiye’de montaj telefon üretecek markalara 31 Ağustos’a kadar gümrük muafiyeti, teşvik ve istisnalar tanındı. İktidarın yerli üretim diye savunduğu yerli üretimi bitirecek ve ülkemizi eski teknolojili montaj telefon pazarına dönüştürecek bu adımdan ivedilikle vazgeçilmelidir. Son günlerde Türkiye pazarında büyük paya sahip bazı cep telefonu firmalarının Türkiye’de tesis kurup üretim yapma kararı almaları dikkat çekiyor. Bu kararın arkasında geçtiğimiz ay teşvik mevzuatında yapılan bir değişiklik yatıyor. Onun öncesinde yine alınan bir kararla cep telefonu ithalinde 200 doların altında fiyattan yapılan ithalatın 200 dolar üzerinden vergilendirilmesi kararı alınarak cep telefonlarında vergiler yükseltilmişti. Kur artışlarıyla birlikte en ucuz cep telefonunun fiyatı da 3-4 bin TL arası fiyatlara yükseldi. İktidar bu kararı ithalatı kısmak, döviz rezervlerindeki erimeyi yavaşlatmak amacıyla aldı. Ancak ‘Ekonomide yeni dönem’ söylemiyle Erdoğan’ın, yabancı yatırımların önünü açacak düzenlemelere gidileceğini ifade etmesinden sonra teşvik mevzuatında yapılan bir değişiklikle, teşvik belgesi kapsamında demonte olarak ithal edilip montajı Türkiye’de yapılacak cep telefonu parçalarına 31 Ağustos 2021 tarihine kadar vergi muafiyeti getirildi. Bu karardan sonra Güney Koreli Samsung, Çinli Oppo, Xiaomi, ViVo gibi markalar, Türkiye’de montaj üretime geçeceklerini duyurdular. Nitekim geçen hafta bu çerçevede 125 milyon TL’lik ilk yatırım teşvik belgesi Oppo’ya verildi. İktidar, bu vergi muafiyetleri ve teşviklerle yabancı markaların Türkiye’de yerli üretime geçeceklerini öne sürerek, Türkiye’ye teknoloji ve AR-GE geleceğini savunuyor. Bu tamamıyla Türkiye pazarını kaybetmemek, pazar paylarını büyütmek isteyen markalar için montaj tesisi kurmaktan öte bir şey değil. Kurulacak bu montaj tesislerinde 1500-2000 kişiye istihdam yaratılacağı dile getiriliyor. Ne istihdamı, bu firmalar belki de artık ıskartaya çıkartacakları eski makineleri gümrüksüz olarak Türkiye’ye getirip, kiralayacakları hangarlarda, yine kendi ülkelerinde ürettikleri parçaları gümrüksüz olarak ithal edip, ülkemizde montajını yaparak satacaklar.

 

01 Şub 2021 - 17:13 Ankara- Gündem


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.