KILIÇDAROĞLU’NUN AVUKATI ÇELİK, ADALET BAKAN YARDIMCISI HASAN YILMAZ’IN SAVCIYKEN HAZIRLADIĞI İDDİANAME İLE AÇILAN DAVADA SAVUNMA YAPTI: “SAVCI TARAFINDAN SİYASİ SAİKLERLE SUÇ İŞLENME CÜRETİ ORTAYA KONMUŞTUR”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik'in yargılandığı davaya bugün Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Savunmasını yapan avukat Çelik, “Savcı tarafından siyasi saiklerle suç işlenme cüreti ortaya konmuştur! Kendisinden hukuk düzleminde mutlaka hesap soracağım! Şu ...

Haber albümü için resme tıklayın

GÜRKAN DEMİRTAŞ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik'in yargılandığı davaya bugün Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi. Savunmasını yapan avukat Çelik, “Savcı tarafından siyasi saiklerle suç işlenme cüreti ortaya konmuştur! Kendisinden hukuk düzleminde mutlaka hesap soracağım! Şu an itibariyle siyasi olarak korunması, bu korunmanın geleceğe taşınmasını sağlayamayacaktır! Hukukun üstünlüğü ilkesinin tesis edilmesi ile birlikte bu gerçek ile karşı karşıya kalınması sağlanacaktır” dedi. Duruşma, 11 Ocak 2023 gününe ertelendi.

CHP’nin ve Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun avukatı Celal Çelik, daha sonra Adalet Bakan Yardımcılığı’na atanan Hasan Yılmaz tarafından hazırlanan iddianame ile hakkında açılan davada savunma yaptı.

Çelik hakkında; "Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu aleyhine açmış olduğu davalarda; Kılıçdaroğlu'nun Erdoğan'a yönelik yolsuzluk eleştirilerinin doğru olduğunu ifade etmesi ve sunduğu savunma dilekçelerinde ‘yolsuzluk tapelerine’ delil olarak dayanmış olması, MİT tırları haberi nedeniyle Cumhuriyet Gazetesi ilgilileri hakkında yapılan soruşturmayı eleştirmesi, güneydoğu gazilerinin avukatı olarak Erdoğan ve diğer ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunmuş olması, 17-25 Aralık sürecini haber olarak veren televizyon kanalları yargı kararı olmaksızın platformdan çıkarılması üzerine Digitürk aboneliğini sonlandırması, YARSAV ve Yargıçlar Sendikası'nın HSYK adaylarını desteklemek ve para bağışlamış olmak, Cumhurbaşkanı Erdoğan hakkında ‘Başçalan’ eleştirisini barındırır bir paylaşımı retweet etmesi” gibi suçlamalarla dava açıldı. Davaya bugün Ankara 27. Ağır Ceza Mahkemesi'nde devam edildi.

CHP HUKUK HEYETİ DURUŞMAYI İZLEDİ

Duruşmaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Muharrem Erkek, CHP Ankara Milletvekili Murat Emir, CHP Aydın Milletvekili Süleyman Bülbül, CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal gibi hukukçu milletvekilleri de katıldı.

ISPARTA, KIRIKKALE, ÇANKIRI VE YARGITAY’DA HAKİMLİK YAPTI

Çelik, duruşmada yaptığı savunmasında şunları söyledi:

“Bana yöneltilen suçlamaların absürtlüğünü açığa çıkarmak adına öncelikle kendime dair kısa bir açıklama yapmayı doğru buluyorum! Solcu olmaktan başka suçu bulunmayan ve tam da bu nedenle 12 Eylül askeri darbesi sürecinde uzunca bir süre tutuklu bırakılan ve işkenceden geçirilen sonrasında sırasıyla SODEP, SHP ve Cumhuriyet Halk Partisi ilçe başkanlıklarında bulunan bir babanın oğlu olarak; babam tarafından Cumhuriyet değerlerini içselleştirmiş biri olarak büyütüldüm! İdeallerim nedeniyle de Hukukçu olmak istedim. Bu nedenle de Marmara üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne girip okudum! Mezun olduktan sonra girmiş olduğum hakimlik-savcılık sınavını kazandım ve Kadıköy hakim adayı olarak göreve başladım. Sonrasında sırasıyla Isparta merkez hakimliği, Kırıkkale Delice hakimliği, Çankırı Çerkeş hakimliği ve Yargıtay tetkik hakimliği görevlerinde bulundum. Hukukun üstünlüğü ilkesini benimseyen, Demokrasi ve Cumhuriyet değerlerine bağlı, bu değerlerle barışık yüksek yargıçların, yargıçların ve Cumhuriyet savcılarının bir araya gelmesiyle kurulmaya çalışılan YARSAV sürecinde, derneğin kuruluşuna katkı verdim, üyesi oldum sonrasında birkaç dönem yönetim kurulunda farklı görevlerde bulundum.

“BANA YÖNELTİLEN SUÇLAMALAR ABSÜRD VE DÜZMECE NİTELİĞİNDE KALACAKTIR”

Cumhuriyetin değerleri ile sorunu bulunanların ve FETÖ’cülerin yarattığı düzmece iddialar sonrasında, Vatansever Cumhuriyetçilere karşı başlatılan Ergenekon, Balyoz, Odatv vb. düzmece soruşturma ve kovuşturma süreçlerinde bu davaların düzmece davalar olduğunu, amacın Cumhuriyet değerlerine bağlı Subayların, Yargıçların, Aydınların elimine edilmesi olduğunu yüksek sesle ifade eden YARSAV ekibinin içinde yer aldım. Bu doğrultuda birçok yazı yazdım (dosya içeriğimde bu yazılar mevcut). Sonrasında Siyasi iktidar ve FETÖ tarafından gündeme getirilen 12 Eylül anayasa referandumu sürecinde; YARSAV Yöneticisi olarak onlarca şehirde onlarca panele katılıp konuşma yaparak 12 Eylül anayasa referandumunda hayır denmesi gerektiğini, aksi taktirde yargının, siyasi iktidar ve FETÖ tarafından ele geçirileceğini ifade ettim! Hatta o dönemde 11.04.2010 Tarihinde Ankara Adliyesi konferans salonunda gerçekleştirilen Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Danıştay Başkanı Mustafa Birden, HSYK Başkanvekili Kadir Özbek ve HSYK’nın diğer üyelerinin düzenlediği toplantıya katılmış ve o toplantıda şu an sunmuş olduğum haber çıktısından da anlaşılacağı üzere ‘Yargının ciddi bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu, etkin bir karşı duruş sergilenmesi gerektiğini’ ifade etmiştim. Nitekim birçok gazete ve televizyon yayınında adım da geçirilerek bu değerlendirmelerim haber yapılmıştı! Ne var ki tüm çabalarımıza rağmen 12 Eylül anayasa referandumunda Evet oy çoğunluğunun çıkması üzerine bu kez son çaba olarak Yargının siyasi iktidar ve Feto tarafından ele geçirilmesini önleyebilmek amacıyla Yarsav olarak o dönem Cumhuriyet değerleri ile barışık olduğunu bildiğimiz Yargıdaki ülkücü grup ile de ittifak yaparak, Siyasi iktidar ile FETÖ’nün ittifak listesine karşı kendi adaylarımızı çıkarıp mücadele etmiştik! Ancak tüm mücadelemize rağmen o seçimi kaybetmemiz üzerine, anımsanacağı üzere Yargıtay’a 160’lar atanmış, yargı bütünüyle Feto tarafından ele geçirilmiş ve FETÖ gerçekliği ile mücadele eden benim gibi hakim ve savcılar mobbing'e maruz bırakılmıştı! İşte tam da o dönem severek yapmış olduğum hakimlik görevinden istifa etmek zorunda kalmıştım! Ancak o dönem ‘gördüğüm lüzum üzerine’ basma kalıp lafıyla istifa dilekçesi sunmak yerine tarihe not düşmek ve Fetö tehlikesine dikkat çekebilmek amacıyla Yargının ele geçiriliş sürecini,160'ların hukuksuz yaklaşımlarını, Ergenekon, Balyoz ve benzeri davalarda yaşanan hukuksuzlukları, yargının bitiriliş öyküsünü yansıtan gerçeklikleri metne dönüştürerek istifa dilekçesi adı altında Yargıtay başkanlığına sunmuş ve aynı içeriği basın açıklaması ile kamuoyuna duyurabilmiştim! 2011 yılında gerçekleştirdiğim istifadan birkaç ay sonra da gelen teklif üzerine Cumhuriyet Halk Partisi'nin ve Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun avukatlığını üstlendim. O tarihten bugüne kadar da Genel Başkanın ve Partinin avukatlığını üstlenme onurunu yaşadım. İşte tam da kendime dair bu anlattıklarım nedeniyle bana yöneltilen suçlamalar absürd ve düzmece niteliğinde kalacaktır! Ancak bu düzmece ve geçersiz iddialara karşı yapacağım savunma ve açıklamalar sert nitelikte olacak ve birilerinin canını yakacaktır!

“SAÇMALIKLAR BARINDIRAN İDDİANAME ‘EVET ÜYE DEĞİL, İLGİSİ YOK AMA DİGİTÜRK ABONELİĞİNİ SONLANDIRDI’ İDDİASI İLE BAŞLIYOR!”

Şimdi gelelim 15 sayfadan oluşan absürt iddianameye; bana yöneltilen ilk iddia, Başbakana hakaret iddiası… Öncelikle belirtmem gerekir ki celalcelik2 uzantılı twitter hesabı tarafıma ait değildir! Tarafımdan kullanılan twitter adresi celalcelik71 uzantılı hesaptır! Bu gerçekliğe karşın ilgili savcı tarafından hiçbir araştırma ve inceleme yaptırılmadan, üstelik hesabın tarafıma ait olmadığı ifade edilmiş olmasına rağmen, adresin bana ait olduğunun tespit edildiği soyut bir biçimde iddianamede yazılarak hakkımda dava açılması yoluna gidilmiştir! Suça konu ‘başçalan’ paylaşımı tarafımdan yapılmamış olmakla beraber ‘başçalan’ tanımlamasının iddianamede belirtilenin aksine ilkin ve yüzlerce kez Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu tarafından yapıldığını, bundan kaynaklı olarak Erdoğan tarafından birçok manevi tazminat davası açıldığını, şikayeti üzerine de bir çok soruşturma başlatıldığını, Genel Başkan adına sunduğum tüm cevap dilekçelerinde ve savunma dilekçelerinde de ‘başçalan’ tanımlamasının (haklı dayanaklarının bulunması nedeniyle) haklı ve yerinde eleştiri kapsamında görülmesi gerektiğini avukatı olarak ifade etmiş ve bu olgunun ispatı kapsamında ilgili ses tapeleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması talebinde bulunmuştum! Sonuçta da savunmamın geçerli ve haklı olması nedenleri ile açılmış tüm davalar reddedilmiş ve ret kararları kesinleşmiştir. Yine tüm soruşturma dosyalarında KYOK kararları verilmiştir! Bu durum ‘Başçalan’ tanımlamasını haklı eleştiri kapsamına sokmaktadır! Kaldı ki 17-25 Aralık süreçlerinde açığa çıkan ses kayıtları bu eleştirinin haklılığını ispatlar niteliktedir! O nedenle o ses kayıtlarına ve alınan rapor ile ilgili soruşturma dosyalarına delil olarak dayanıyorum. Bu konuda ispat hakkını da kullanacağım… Yapılan tüm siyasi baskılara ve Savcılık makamındakilerin tüm heveslerine, hukuksuz yaklaşımlarına rağmen tarafıma yöneltilmeye çalışılan Silahlı terör örgütü üyeliği iddiası tutmamış, bu iddianın tam aksi ispatlanmış ve soruşturma sonucunda üye olmadığım, hiçbir ilgimin bulunmadığı kabul edilmiş olduğu halde sonradan siyasilerin talimatı üzerine algı yaratmak üzere hukuksuz işlemlere devam edilmiştir. Saçmalıklar barındıran iddianame ‘Evet üye değil, ilgisi yok ama Digitürk aboneliğini sonlandırdı’ iddiası ile başlıyor! 

“DİGİTÜRK ABONELİĞİMİ İPTAL ETTİM! HADİ ASIN BENİ”

Suçumu kabul ediyorum! Ticari bir kuruluş olan, parasını ödeyerek abonesi olduğum Digitürk aboneliğimi iptal ettim! Hadi asın beni! Absürt bu itham nedeniyle Digitürk’ü neden iptal ettiğimi açıklayayım! Hatırlanacağı üzere 17-25 yolsuzluk-hırsızlık gerçekliklerini açığa çıkaran ses kayıtlarını, ortalığa saçılan hırsızlık ilişkilerini haber olarak veren TV kanalları Hakim kararı dahi olmadan Digitürk platformundan çıkarılmıştı! İşte tam da o süreçte ve değinilen gerekçelerle Sayın Genel Başkanımız tarafından Digiturk üyeliklerinin iptali özelinde açıklamalar yapıldı. Bu konuda il ve ilçe örgütlerine genelge gönderildi. Dilekçe hazırlanıp web sayfasına konuldu. O aşama sonrasında Genel Başkanın vekili olarak talimat dışında kalamayacağımdan Digiturk’ümü iptal ettim! Bu gerçekliğe rağmen bu durumu terör örgütüne yardım olarak gösterilmeye çalışılması sadece talimatla düzmece bir iddianame düzenlendiği gerçekliğini ispatlar! Yeri gelmişken Yargıyı Fetöcülere teslim eden, Kozmik odayı FETÖ’ye açtıran Yurtsever subayları içeri attırtıp, Fetöcü subayların general olmasını sağlayan, o kararların altına imza atanlar hakkında hiçbir işlem yapılmazken, bizzat parasını ödeyerek abone olduğum ticari bir ilişkiyi sonlandırmamı Fetö’ye yardım diye göstermeye çalışanlardan elbette günü geldiğinde hukuk yoluyla hesap soracağım!

“YARSAV, HİÇBİR ZAMAN SUÇ ÖRGÜTÜ OLMAMIŞ TAM AKSİNE HER DAİM HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNÜ VE DEMOKRASİYİ SAVUNMUŞ, CUMHURİYETİN DEĞERLERİNE SAHİP ÇIKMIŞTIR”

YARSAV’a 17.000 TL Bağış yapmış olmak YARSAV’ın kuruluşuna katkı vermiş olmaktan, Yönetim Kurulunda görevler almış bulunmaktan, dahası FETÖ’nün siyasi iktidar ile birlikte Yargıyı ele geçirmeye çalıştığı 12 Eylül 2010 Tarihli Anayasa Referandum sürecinde siyasi iktidar ve FETÖ’ye karşı mücadele etmiş olmaktan ötürü gurur duyuyorum. YARSAV, hiçbir zaman suç örgütü olmamış, suç örgütleri lehine çalışmamış, tam aksine her daim hukukun üstünlüğünü ve demokrasiyi savunmuş, Cumhuriyetin değerlerine sahip çıkmıştır! Dolayısıyla öncesinde üyesi olduğum, yönetiminde yer aldığım, Saymanı olarak görev yaptığım YARSAV’a ve belirlemiş olduğu HSYK adaylarına katkı vermiş olmaktan ötürü pişmanlık yaşamıyorum. Aksine bu gerçeklik onur veriyor bana…  Ayrıca belirtmem gerekir ki iddianamede yazılı; ‘şüpheli savunmasının aksine 2014 yılında HSYK seçimlerinde YARSAV’ın göstermiş olduğu adayların birçoğunun sonrasında FETÖ iltisakı nedeniyle Kamu Görevinden çıkarıldığı’ iddiası bütünüyle yalan ve iftira kapsamında kalmaktır! Bir cumhuriyet savcısının böylesi yalan ve iftiraya başvurması kanımca düştüğü acziyeti ortaya koymaktadır! YARSAV ve Yargıçlar Sendikasının ‘ne Cemaat ne de Hükümet’ sloganı ile belirlemiş olduğu HSYK Üye adayları:  Ayşe Sarısu Pehlivan (halen İzmir hakimi), Leyla Köksal (halen Ankara hakimi), Süleyman Demirel (halen İzmir hakimi), Nuh Hüseyin Köse (halen İzmir hakimi), Mustafa Karadağ (Ankara/Şanlıurfa hakimi iken kendi isteği ile emekli oldu), Berrin Lale Şenoymak, (İstanbul BAM hakimi iken kendi isteği ile emekli oldu), Bülent Yücetürk (Ankara savcısı iken kendi isteği ile emekli oldu), İbrahim Fikri Talman (Van hakimi iken yaş haddinden emekli oldu), Murat Aydın (Trabzon hakimi iken kendi isteği ile emekli oldu), Mustafa Bağarkası- Ordu  hakimi iken kendi isteği ile emekli olmuştur) Bu gerçekliğe rağmen haklarında hiçbir zaman iddia edilen şekilde soruşturma dahi yapılmamış pırıl pırıl Hakim ve Savcıların karalanmaya cüret edilmesi hiçbir biçimde kabul edilemez! Hele hele FETÖ Üyesi HSYK adaylarına oy vererek seçilmelerini sağlayan Yargı mensuplarının, eziklik duygusu altında FETÖ ile her daim mücadele etmiş Hakimlere çamur atmasını ironik bulduğumu belirtmek durumundayım!  Ne var ki absürt suçlamaya maruz bırakılmış olmakla yukarıda adı geçen HSYK adaylarının tamamının tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum.

“EĞER İNSANLARIN ALNINDA FETÖ’CÜ YAZDIĞI DÜŞÜNÜLÜYORSA SONRADAN FETÖCÜ OLDUĞU AÇIĞA ÇIKAN KİŞİLERLE DİYALOG KURAN HERKES HAKKINDA İŞLEM YAPILMASI GEREKECEKTİR”

FETÖ Mensupları ile irtibat iddiası; Terör Örgütü üyesi suçlaması yapılamamışken, algı yaratmaya yönelik böylesi absürt değerlendirmeler yapılması; CMK 135 Madde gereğince sadece Katalog suçlar yönünden iletişimin tespiti ve işlenmesi yapılabilecekken, hakkımda Katalog suç isnadı da yapılmamışken suç işleme cüreti de ortaya konularak 10 yıllık HTS kayıtlarımın getirtilip iddianame içeriğine konulması hiçbir biçimde kabul edilemez! Ne var ki muvafakat etmemekle beraber HTS verilerinden hareketle değerlendirmeler yapıldığından kısmen gerekli açıklamalar yapılacaktır! İddianamede belirtilen isimlerin büyük bir çoğunluğu aynı adliyede/Yargıtay’da birlikte görev yaptığım ve zorunlu olarak sosyal iletişim halinde olduğum Hakim ve Savcılardan oluşmaktadır! Yine iddianamede yazılı bir kısım isimlerin de aynı yerde görev yapmış olmaktan kaynaklı adli işlemler nedeniyle tanıştığım Emniyet amirleridir! Bir kısım isimleri de tanımadığımı ifade etmek durumundayım. Hiçbir zaman ve hiçbir şekilde FETÖ’cü olduğunu bilerek diyalog kurduğum kimse olmamıştır! Nitekim hiçbirinin alnında FETÖ’cü yazmamaktadır! Eğer insanların alnında FETÖ’cü yazdığı düşünülüyorsa sonradan FETÖ’cü olduğu açığa çıkan kişilerle diyalog kuran herkes hakkında işlem yapılması gerekecektir! Bu halde de iddianameyi düzenleyen savcı da dahil olmak üzere tüm yargı mensuplarının yaptırıma tabi tutulması gerekecektir! Nitekim iddianameyi düzenleyen savcıya ait 10 yıllık HTS kayıtlarının getirilmesi ile birlikte en az yüzlerce FETÖ’cü ile iletişim halinde olduğu görülecektir!  Hodri Meydan!

“YİNE ALGI YARATAN BİR SAVCI GERÇEKLİĞİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

Yukarıdaki açıklamanın yanı sıra iddianame içeriğine alınan bazı isimler özelindeki trajik hatalar ve algı oluşturmak üzere kaleme alınan iddianamedeki yorumlar yönünden değerlendirme yapmam doğru olacaktır. ‘Anayasa Mahkemesi Başkanlığında Hakim Raportör olarak görevli bulunduğu sırada OHAL kapsamında meslekten çıkarılan ve tutuklanan Ümit Deniz ile 55 adet irtibatımın bulunduğu’ iddiası yönünden belirtmem gerekir ki bu iddia bütünüyle gerçek dışıdır! Fütursuzca haysiyet cellatlığı yapılmıştır! Ümit DENİZ hala hakimlik yapmaktadır. ‘OHAL kapsamında çıkarılan KHK ile kapatılan İç Hastalıkları Mezuniyet sonrası Eğitim Derneği’nde üyelik kaydı bulunan Abdullah Münci Yağcı ile 23 adet irtibatının bulunduğu’ iddiası yönünden: Adama FETÖ’cü bile diyememiş! Tam bir zavallılık!  Anlaşılan odur ki düzmece nitelikli bu iddianameyi düzenleyen Savcı, profesör ünvanlı birisinin benim müvekkilim olabileceğini düşünememiş! Prof. Dr. Abdullah Münci Yağcı o dönemler mevcut olan muris muvazaasına dayalı iptal tescil davası nedeniyle benimle görüşmüştü! Beni de eski Isparta Hakimi olmam ve onun da Ispartalı olması nedeniyle tanır. Avukatlıklarını üstlendim. ‘FETÖ örgütü mensuplarına ait ziyaretçi listesinde Mehmet İyidil isimli şahsı ziyarete geldiği şeklinde adı geçen Abdullah Kaya adına kayıtlı GSM hattı ile’ 461 adet irtibatının bulunduğu’ iddiası… Abdullah Kaya, avukat! Hem de Metin İyidil’in avukatı! Arkadaşım. Eski Askeri Hakim. Sosyal Demokrat. Hiçbir zaman hakkında soruşturma bile yapılamadı. Tam bir zavallılık örneği. ‘2005-2006 yıllarında Maliye Bakanlığı Başmüfettişi iken dönemin Cumhurbaşkanı, Başbakanı, Genelkurmay Başkanı ve Bakanların hesaplarını usulsüz olarak inceleyip bir kısım siyasi parti başkan ve yetkilileri ile milletvekillerine ilettiği iddiasıyla kamu görevinden ihraç edilen Hamza Kaçar ile 1659 kez toplamda 10 saat civarında irtibatı bulunduğu’ iddiası yönünden. Hamza Kaçar hala Maliye Başmüfettişi, FETÖ’nün kumpasları sonucunda ihraç olduktan sonra Yargı kararı ile aklanarak görevine iade olmuş. Üstelik hala Maliye Başmüfettişi! Eşi Yargıtay’da hakim. Tanık olarak dinlenmesini istiyorum. ‘Mit Tırlarının durdurulması soruşturmasında adı tırların durdurulmasında görev alan sivil örgüt yöneticisi olarak geçen Süleyman Gürbüz ile aynı Bylock grubunda yer alan Bylock kullanıcısı Fatih Gürsul ile Celal Çelik in 26 adet görüşmesinin bulunduğu’ iddiası! Yine algı yaratan bir Savcı gerçekliği ile karşı karşıyız! Benim Süleyman Gürbüz ile ne ilgim var! Tanımadığım, hiçbir iletişimin olmadığı biri özelindeki bilgiyi neden yazarsınız? Fatih Gürsul, Genel Başkanın danışmalığını yapmış olduğu dönemde beni aramasından daha normal ne olabilir! Bu mudur Savcılık?

“BİR AVUKAT VEKALET ÜCRETİ ALMAKTAN ÖTÜRÜ NASIL OLUR DA SORUMLU TUTULABİLİR”

MASAK Raporundaki Şahin Elektrik tarafından hesabıma 20.000 TL para transferi yapıldığı iddiası yönünden, sunmuş olduğum vekalet sözleşmesinden de anlaşılacağı üzere Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesinin 2013/169 E Sayılı davasından kaynaklı hukuksal yardım karşılığı tarafıma gönderilen miktarın suç kapsamlı gösterilmeye çalışılması savcının düştüğü çaresizliği kanımca ortaya koymaktadır! Bir avukat vekalet ücreti almaktan ötürü nasıl olur da sorumlu tutulabilir?

“AVUKATLIK MESLEK GEREĞİNİN SUÇ KAPSAMLI GÖSTERİLMEYE ÇALIŞILMASI DÜŞÜLEN ACZİYETİ KANIMCA ORTAYA KOYMAKTADIR”

Hakimlikten istifa edip avukatlığa başladıktan sonraki süreçte onlarca güneydoğu gazisinin ücretsiz avukatlığını üstlendim. Her daim onlara ücretsiz danışmanlık ve avukatlık desteğinde bulundum. OSLO Görüşmeleri ile açığa çıkan bilgiler üzerinden, ülkeyi yöneten Erdoğan’ın talimatı ile PKK Terör örgütü ile devlet görevlilerinin görüşmüş olduğu ve onlara destek sözlerinin verildiğinin anlaşılması ile güneydoğu gazileri beni ziyarete gelip, ‘Oslo Görüşmelerinde açığa çıkan bilgiler suç işlendiğini göstermiyor mu? Gösterdiğine göre ilgililer hakkında suç duyusunda bulunmak isteriz. Bu kapsamda bize hukuksal destekte bulunur musun?’ demeleri üzerine onlar adına mesleğim gereği suç duyurusu metni hazırladım ve bende vekaleti olan gaziler yönünden vekil sıfatıyla imza attım. Vekaleti olmayanlar kendileri dilekçeye imza attı. Hatta kendi aralarındaki iletişim çerçevesinde başka gaziler de isimlerini dilekçeye ekletip imza attı ve şikayet dilekçesini savcılığa sundu! Açıkçası avukatlık meslek gereğinin suç kapsamlı gösterilmeye çalışılması düşülen acziyeti kanımca ortaya koymaktadır! Kaldı ki soruşturma aşamasında ifadeleri alınan neredeyse tüm gaziler bu doğrultuda ifade vermiş olmasına rağmen, bu gerçeklikleri sindiremeyen ve başkalaştırmak isteyen savcının iddianameye gerçek dışı yorumları eklemesi ile suç isnadı ile karşı karşıya kalmış bulunduğumu, bundan kaynaklı olarak tüm yasal haklarımı kullanacağımı ve hukuk düzleminde ilgili savcıdan hesap soracağımı ifade etmek durumundayım.

“İLGİLİ SAVCI TARAFINDAN HİÇBİR ARAŞTIRMA VE İNCELEME YAPTIRILMADAN, ÜSTELİK HESABIN TARAFIMA AİT OLMADIĞI İFADE EDİLMİŞ OLMASINA RAĞMEN SUÇA KONU GÖSTERİLEN PAYLAŞIMIN TARAFIMDAN YAPILDIĞI VE PAYLAŞIMIN SUÇ KAPSAMLI OLDUĞU DEĞERLENDİRMESİ HİÇBİR BİÇİMDE KABUL EDİLEMEZ”

‘MİT’in bütçesi 1 Milyar 58 milyon olarak belirlenmiş! Bu kadar uçuk rakamın nedeni acaba ne?! ‘El Kaideye yardım iddiası ile birlikte.’ paylaşım yapıldığı iddiası ve bu iddianın propaganda kapsamlı bulunduğu isnadı yönünden, ifade ettiğim üzere celalcelik2 uzantılı twitter hesabı tarafıma ait değildir! Tarafımdan kullanılan twitter adresi celalcelik71 uzantılı hesaptır. Bu gerçekliğe karşın ilgili savcı tarafından hiçbir araştırma ve inceleme yaptırılmadan, üstelik hesabın tarafıma ait olmadığı ifade edilmiş olmasına rağmen suça konu gösterilen paylaşımın tarafımdan yapıldığı ve paylaşımın suç kapsamlı olduğu değerlendirmesi hiçbir biçimde kabul edilemez. Aktarılan bilgi ışığında paylaşımdan kaynaklı olarak sorumlu tutulamayacak olmakla beraber paylaşımın da suç kapsamlı görülemeyeceğini, olsa olsa haklı ve yerinde eleştiri olarak görüleceğini belirtmek durumundayım.

“İDDİANAMEYİ DÜZENLEYEN SAVCI SUÇ İŞLEMİŞTİR. GERÇEKLERİ ÇARPITMIŞTIR”

CNN Türk isimli Televizyon programına katıldığım aşamada, Cumhuriyet gazetesinin ilgililerinin MİT tırları haberini yapmasından ötürü tutuklanması üzerine tarafıma yöneltilen soru üzerine; ‘Hiçbir makam ve kişi kaynağını yasadan, Anayasadan almadığı bir yetkiyi kullanamaz! Mevzuatımızda yurtdışındaki bir örgüte silah gönderilmesine ilişkin herhangi bir yetki düzenlemesi bulunmadığından, böyle bir eylemde bulunulması suçtur. Bunu kim yaparsa yapsın. Fark etmez. Bu bilginin haber yapılması suç olarak görülemez! Basının bunu haber yapması suç olarak görülemez’ şeklindeki beyanımın başkalaştırılması ve eğilip bükülmesi yoluyla suç isnat edilmesine karşı;  belirtmem gerekir ki iddianameyi düzenleyen savcı suç işlemiştir. Gerçekleri çarpıtmıştır. Konuşma içeriğini değiştirerek ve tamamını olduğu gibi iddianame içeriğine koymayarak algı yaratmaya çalışmıştır! ‘Hiçbir makam ve kişi kaynağını yasadan, Anayasadan almadığı bir yetkiyi kullanamaz! Mevzuatımızda yurtdışındaki bir örgüte silah gönderilmesine ilişkin herhangi bir yetki düzenlemesi bulunmadığından, böyle bir eylemde bulunulması suçtur! Bunu kim yaparsa yapsın. Fark etmez! Bu bilginin haber yapılması suç olarak görülemez! Basının bunu haber yapması suç olarak görülemez’ Şeklinde yapmış olduğum açıklamayı tekrar ederim. Bu konuşma içeriğinde yanlış hiçbir şey bulunmamaktadır! Aksi mantığa sahip olanlar ancak ve ancak hukuk eğitimi almamışlar arasından çıkabilecektir.

“İLGİLİ SAVCI HAKKINDA YASAL HAKLARIMI SAKLI TUTUYORUM. KENDİSİNDEN HUKUK DÜZLEMİNDE MUTLAKA HESAP SORACAĞIM!”

Yine CNN Türk isimli Televizyon programına katıldığım aşamada, müvekkilim ve aynı zamanda Genel Başkanım Kemal Kılıçdaroğlu’nun önceden ifade etmiş olduğu ‘Kontrollü Darbe’ eleştirisi hakkında ne düşündüğümün soru olarak tarafıma yöneltilmesi üzerine verdiğim yanıtın başkalaştırılıp çarpıtılarak tarafıma suç isnadında bulunulması yönünden. Öncelikle belirtmem gerekir ki Kontrollü Darbe sorusu üzerine verdiğim yanıt bilerek başkalaştırılıp, konuşma deşifrem dahi değiştirilerek hakkımda suç isnat edilmeye ve olumsuz algı yaratılmaya çalışılmıştır! Bu çaba sarf edilirken de kanımca yine Savcı tarafından siyasi saiklerle suç işlenme cüreti ortaya konmuştur! Bu kapsamda yine belirtmem gerekir ki ilgili savcı hakkında yasal haklarımı saklı tutuyorum. Kendisinden hukuk düzleminde mutlaka hesap soracağım! Şu an itibariyle siyasi olarak korunması, bu korunmanın geleceğe taşınmasını sağlayamayacaktır! Hukukun üstünlüğü ilkesinin tesis edilmesi ile birlikte bu gerçek ile karşı karşıya kalınması sağlanacaktır.

“SAVCI TARAFINDAN SİYASİ SAİKLERLE SUÇ İŞLENME CÜRETİ ORTAYA KONMUŞTUR”

Öte yandan Kontrollü Darbe sorusu üzerine verdiğim yanıtımın; ‘15 Temmuz darbe girişimi iyi ki başarılı olmadı! İğrenç bir şey, kaos olurdu. Bu özeldeki değerlendirmeler doğru. FETÖ iğrenç bir terör örgütü, onunla sonuna kadar mücadele etme gereği söz konusu. Bu konuda karşıt bir görüşümüz yok! Sonuna kadar mücadele edilmeli! Ancak siyasi boyutu da açığa çıkarılmalı. Genel Başkanımızın yapmış olduğu Kontrollü Darbe eleştirisinin de tamamen arkasındayız! Kontrollü Darbe lafının doğru olduğu konusunda tartışma yapmam! Neden biliyor musunuz? Kamuoyunda çok ciddi kuşkular var mı var! Bu kuşkuların giderilmesi için çaba sarf edildi mi, hayır! Hatırlarsanız darbe günü, saat 12.00’da bir binbaşı MİT’e gidip darbe yapılacağını söylediği halde yeterli ve etkin önlem alınmıyorsa, önlenebilecek bir darbe önlenmiyorsa, darbe kalkışmasından sonrasında çıkar elde ediliyorsa, 15 Temmuzdan hemen sonra 3000 e yakın hakim savcı FETÖ’cü olduğu iddiasıyla hemen atılabiliyorsa, darbeden aylar öncesinde İzmir’de yapılan soruşturmada FETÖ’cü subay ve generaller belirlenebilmiş ve bunlar elimine edilmemişse Kontrollü darbe eleştirisi yapılır’ şeklinde olduğunu gururla ifade etmek durumundayım. Bu yalınlıktaki konuşmadan suç isnadı çıkarabilen savcının siyasi saikle hareket etmiş olduğu sonucu elbette çıkarılacaktır! Hiçbir şekilde açıklamamdan suç çıkarılamayacaktır!”

“DOSYADA GİZLİLİK KARARI VARKEN, SUÇLAMALARI GAZETELERDEN ÖĞRENDİK”

Çelik’in savunmasının ardından Çelik’in avukatı Çağlar Çağlayan, şunları söyledi:

“İddianame, bir hukuki bilgi eksikliğinden kaynaklanmadığını müvekkil ortaya koydu. Biz de belirtelim kasti nedenlerle TCK ve CMK hükümlerinin uygulanmadığını gördük. Dosyaya kısıtlama kararı getirilmiş, hem müvekkil gözaltındayken dosyaya delil sunduk. Hem de elimizde belgeler vardı. Peki dosyada kısıtlama kararı varken biz bu belgeleri nerden edindik? Gazete haberlerinden… Gittik biz bu başsavcı vekiline dedik ki ya biz dosyayı göremiyoruz. Her gün gazetelerden okuyoruz. Müvekkil 14 gün içerideyken dosyaya hiçbir delil toplanmamış. Toplananlar açık kaynak delilleri. Müvekkilin içeriye girmesini gerektiren deliller değil. Müvekkil, serbest kaldıktan sonra soruşturma 3 sene daha devam etti. Dosya ve müvekkille ilgili bilgi verilmedi. Dava da açılmıyor, takipsizlik de verilmiyor. Öyle bir iddianame hazırlamış ki savcı, buradaki herkes bu suçlamayla yüz yüze gelebiliriz. Müvekkilin bir an önce beraatini talep ediyoruz.”

Çelik’in avukatlarının beyanlarının ardından mahkeme duruşmayı, 11 Ocak 2023 gününe erteledi.

 

25 Eki 2022 - 16:42 Ankara- Gündem



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.