KILIÇDAROĞLU: “HİÇ KİMSE EN UFAK BİR ENDİŞEYE KAPILMASIN, 301 KİŞİNİN DE 41 KİŞİNİN DE HESABI SORMAZSAM NAMERDİM. HESABINI SORACAĞIM”

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bartın'da yaşanan maden faciasına Soma maden faciası ile ilgili yargılama sürecini anlatarak tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Ben diyorum ya bu saraydakiler yatacak yeri yok diye, boşuna demiyorum. Onların eli kanlıdır, eli. 301 kişiyi aldılar, mahkemelerini, haki...

Video için play'e tıklayın

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Bartın'da yaşanan maden faciasına Soma maden faciası ile ilgili yargılama sürecini anlatarak tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, “Ben diyorum ya bu saraydakiler yatacak yeri yok diye, boşuna demiyorum. Onların eli kanlıdır, eli. 301 kişiyi aldılar, mahkemelerini, hakimlerini değiştirdiler, böyle bir tablo ortaya çıktı. Ama benim sözüm sözdür. Allah nasip eder de iktidar olduğumuzda hiç kimse en ufak bir endişeye kapılmasın, 301 kişinin de 41 kişinin de hesabı sormazsam namerdim. Hesabını soracağım” dedi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bugün TBMM'de; partisinin Grup Toplantısı'nda gündeme ilişkin değerlendirmeler bulundu. Kılıçdaroğlu'nun konuşması önce toplantıyı açan CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel; yaşamını yitiren 41 maden emekçisi için Grup Toplantısı'na katılanları saygı duruşuna davet etti. Ardından Özel, CHP Lideri Kılıçdaroğlu'nu kürsüye davet etti. Kılıçdaroğlu'nun konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

“SİYASET KURUMUNUN BU KADAR ACIMASIZ OLMASI DOĞRU DEĞİL: Keşke üzüntülü bir günde olmasaydık. Keşke bu kadar sorunlar yaşanmasaydı. Keşke siz sorunları çözmek için gelseydiniz ben çözüm önerilerini size anlatma fırsatı bulsaydım. Ama 41 kardeşimizi toprağa verdik. 41 evde yangın var. Babasız kalan çocuklar var. Her birimizin yüreğinde derin acılar var. Grup toplantılarına her sefer bir neşe ile başlamak isterim. Bir espri, bir kucaklaşma, bir helalleşme, bir beraberlik ile başlamak isterim. Bu kadar kopukluk, ayrılık doğru değil, yakışmıyor bize. Siyaset kurumunun bu kadar acımasız olması doğru değil. Yakışmıyor bize.

20 YILDIR HALA ÖNLEM Mİ ALACAKSIN: Onların bir sloganı vardı. Her Zonguldak'a gittiğimde mutlaka bir afişte o yazardı; 'Yüz karası değil kömür karası, böyle kazanılır ekmek parası' diye. Evet. Gittim. Arkadaşlarım da gittiler. Ailelerin bir kısmını ziyaret ettim. Yetkililerden bilgi almaya çalıştım. Derin bir acı var. Anne, eşi, kardeşleri tabutun başında. Hiç kimse bu ölümün ona yakıştığını söylemiyor. Bir ölüm var. Genç birisi. Genç bunların tamamı. Yazıktır, günahtır. Bir memleket böyle yönetilemez. 20 yıldır ya, 20 yıldır önlem alacağız diyorlar. 20 yıldır hala önlem mi alacaksın sen kardeşim ya.

MADEN KAZALARINDA BİR NUMARAYIZ: Dünyada bir numarayız. Maden kazalarında bir numarayız. Ya bu ölüm niye bizim karşımıza çıkıyor? Hangi gerekçeyle karşımıza çıkıyor? Dünyada herkes maden çıkarıyor kardeşim. Niye en çok ölüm bizim ülkemizde oluyor? Hangi gerekçeyle bizim ülkemizde oluyor bu? 152 bin 698 kaza oluyor. 921 kişi son 20 yılda hayatını kaybediyor. 301'i tek başına Soma'da. Devlet dediğiniz kurum, vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlar. Devletin varlık nedeni budur zaten. Can ve mal güvenliğini sağlayacak. Can ve mal güvenliğini sağlamayan devlet sosyal devlet değildir. Vatandaşına hizmet eden devlet değildir. Belli odaklara hizmet eden devlettir. Biz belli odalara hizmet eden bir devlet kabul etmiyoruz.

RÜŞVET ALANLARI BÜYÜKELÇİ ATAYACAKSIN BAY KEMAL SUSACAK; SUSMAYACAĞIM: Uyuşturucu baronları, pudracılar, yolsuzluk yapanlar ile beraber olacak; hırsızlık dosyalarını kapatacaksın, rüşvet alanları büyükelçi atayacaksın Bay Kemal susacak. Susmayacağım arkadaş susmayacağım. Hapishanelerini tıka basa dolduracaksın, yolsuzluk yapanlar elini kolunu sallayarak gezecek, baronları hapishanelerden çıkaracaksın, masum öğrencileri hapse atacaksın, kanun hükmünde kararname ile işine son vereceksin. Devletin gücü bunlara mı yetiyor Allah aşkına ya. Adalet, adalet. Söz verdim söz; bu ülkeye adalet ya gelecek ya gelecek, arkadaş. Olmaz bunun gerisi.

AKLINI SARAYA KİRALAMIŞ OLANLAR...: Her ülkede şöyle veya böyle maden ocağı var. Ya kardeşim devletsen, önce maden ocağına bakarsın, aydınlatmaya bakarsın, havalandırmaya, sensörlere bakarsın, düzenli kontrol edersin, ondan sonra işçiye dersin ki bütün kontrolleri yaptık, her şey dosdoğru in aşağıya arkadaş maden çıkar. Eyvallah. Devlet bununla da yetinmez. Devlet ayrıca Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı iş müfettişlerini görevlendirir. Kamu kurumuna ait ise Sayıştay'ı görevlendirir. Gidin bakın der. Bakayım bu maden ocağı nasıldır, iyi mi, koşulları nasıl diye sorar. Rapor gelirse raporun gereğini yapar. Bu sosyal bir devlette vatandaşın can ve mal güvenliğini sağlayan devlette mekanizma böyle çalışır. Bizim gibi aklını saraya kiralamış olanların çoğunluğu oluşturduğu bir Meclis ise devlet böyle çalışmıyor. Açık ve net. Devlet böyle çalışmıyor.

SEN O KOLTUKTA NİYE OTURUYORSUN?: Müfettiş raporu var görmüyorsun, Sayıştay raporu var görmüyorsun. Soma faciasından sonra komisyon kuruldu. 111 önerisi var komisyonun. TBMM Araştırma Komisyonu'nun 111 önerisi var. Birisini dahi yapmadılar. Birisini bile yapmadılar. Şimdi ben TBMM Başkanı'na; açık ve net, herkesin huzurunda sesleniyorum; o araştırma komisyonları göstermelik mi? Göstermelik değilse 111 öneriden neden bugüne kadar biri dahi yapılmadı? Neden sormadın? Sen o koltukta niye oturuyorsun? Senin o koltukta oturmanın temel nedeni TBMM'nin itibarını, saygınlığını korumaktır.

TBMM, SARAYIN İPOTEĞİ ALTINDADIR: Dün; Plan Bütçe Komisyonu'na Merkez Bankası Başkanı geliyor. Arkadaşlar bilgi istiyorlar, bilgi vermem diyor. Gönül isterdi ki Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı, 'Bir dakika ya, sen kimsin, burada TBMM'den bir yetkili, bir milletvekili sana soru soruyor, sen bu soruya cevap vermek zorundasın' demesi lazımdı. Diyemiyor, çünkü derse saraydan fırça yiyecek. TBMM görevini tam anlamıyla yapamıyor. TBMM, sarayın ipoteği altındadır. Allah nasip ederse bu ipoteği kaldıracağız. TBMM'nin iradesi, halkın iradesi olacak.

HALLEDECEĞİZ: Bir dönem bu maden facialarının sonucunda hayatını kaybeden kardeşlerimizin evlatlarına devlet iş versin diye kanun teklifi geldi ve kabul edildi. Güzel. Sonra tekrar kazalar oldu. Bunlar da olsun. Bunların evlatları da şöyle ya da böyle devlette bir iş sahibi olsunlar. Onu reddettiler. Ne demek bu biliyor musunuz? Şehitler arasında ayrım yapıyorlar, kaza sonucu hayatını kaybeden kömür şehitleri için de böyle ayrımcılık yapıyorlar. Bu ayrımcılık bize yakışmaz. Onun da sözünü veriyorum bütün madenci mağdur kardeşlerimin ailelerine. İnşallah onu da halledeceğiz.

SARAYIN DA TBMM BAŞKANLIĞI'NIN DA KARNESİ KIRIK: Bunların karneleri kırık. Sarayın da TBMM Başkanlığı'nın da karnesi kırık. İkisi de halka güven vermiyor, kişisel hobileri, beklentileri var. Onun peşinde. Birisi acaba koltuğumdan olur muyum, diyor. Koltuk insana bir şey vermez. İnsan koltuğa değer verir. İnsansan koltuğa değer verirsin. Yoksa koltuk sana hangi değeri verecek.

Soma'da da benzer bir olay oldu. 301 kişi hayatını kaybetti. 301 eve ateş düştü ya. Yargılandılar. Yargıtay gerçekten de kast ile öldürme suçundan ağır cezalar verdi. Sonra ne oldu? Birileri devreye girdi, Yargıtay'ın bu kararına hiç geleneksel olmadığı halde savcı itiraz etti. Cezalar ağır, diye. Savcı itiraz ettikten sonra dosya tekrar geldi 12'nci Ceza'ya. 12'nci Ceza'dan üç hakimi değiştirdiler, yerine üç tane AK Partili hakim getirdiler.

Neden AK Partili diyorum? Onu da söyleyeyim. Kenan İpek, Adalet Bakanlığı müsteşarıydı zaten. Yani AK Parti'nin bürokratıydı. Getirdiler 12'nci Ceza'ya hakim olacaksın dediler. 301 kişinin hayatını kaybettiği davada. Sonra Mustafa Yapıcı. Adalet Bakanlığı'nda Genel Müdür Yardımcısı idi. Onu da getirdiler. Ne tesadüf onu da 12'nci Ceza'ya getirdiler. Üçüncüsü Fuzuli Aydoğdu. O da Adalet Bakanı tarafından Hakimler, Savcılar Kurulu'na Genel Sekreter olarak atanan. Üç bürokrat. Üçünü 12'nci Daire'ye atadılar. Cezaları indirdiler, şimdi 301 kişinin hesabını soracağımız bir yargı ortadan kalktı arkadaşlar.

HESABINI SORMAZSAM NAMERDİM: Ben diyorum ya bu saraydakiler yatacak yeri yok diye. Boşuna demiyorum. Onların eli kanlıdır eli. 301 kişiyi aldılar, mahkemelerini, hakimlerini değiştirdiler, böyle bir tablo ortaya çıktı. Ama benim sözüm sözdür. Allah nasip eder de iktidar olduğumuzda hiç kimse en ufak bir endişeye kapılmasın o 301 kişinin de 41 kişinin de hesabı sormazsam namerdim. Hesabını soracağım.

BUSE BULUT KARDEŞİM; SENİN HAKKINI ARAMAK BENİM BOYNUMUN BORCUDUR: Ben döndükten sonra üç genel başkan yardımcısı başkanlığında 20 arkadaşımız yine bölgedeydi. Aileleri ziyaret ettiler, bir rapor düzenlediler. Rapor elimde. Ailelerin büyük dertleri var. O kadar büyük ki bunun bir cinayet olduğunu biliyorlar. Üstünün örtülmesini istemiyorlar. Bize yardımcı olun diyorlar. Elimizden gelen her türlü yardımı yapmaya kararlıyız. Uzun bir rapor ama sadece bir kişinin, bir annenin söylediklerini ifade edeyim; 'Öldürdüler, bakın cinayet bu kaza değil. Keserler, sansür yaparlar, kesmeyin. 11 aylık bebeğim içeride; baba, baba diyor. Hiçbir şeyden haberi yok, öldürdüler. Soma gibi üstünü örtecekler. Ben sarılamadım. Elleri kolları, yüzü yanmış. Öpemedim. Bir haftadır diyorlardı gaz var, gaz var. Ölçmeden yollamışlar. Eşim üç aydır havalandırmalar yapılacak diyordu, sürekli ertelediler, nefessiz kaldı. Yandı. 17 saattir cesedini bekledim. Ceset torbalarını karıştırdım, bilgi vermediler.' Buse Bulut kardeşim. Senin hakkını aramak benim boynumun borcudur.

6 AYDIR MÜCADELE VERİYORUZ: Türkiye bir taraftan bu acıları yaşarken bir de Meclis'ten sansür yasasını geçirdiler. Yani kimse doğruları yazmasın, bizim dediklerimizi yazsın. Bu konuda 6 aydır mücadele veriyoruz. Bazıları televizyonlara çıkıp, ‘CHP ne yapıyor Meclis'te’ diye soruyorlar. CHP parlamentoda demokrasinin bir numaralı aktörüdür. Herkesin bunu bilmesini isterim. Sansüre de sansür düzenlemelerine de karşıdır. Bundan hiç kimsenin en ufak bir endişesi olmasın. Eleştiri olur, eyvallah, boynumuzun borcudur. Her eleştiriye saygı duyarız buna bizim itirazımız yok. Elbette ki gazeteci özgürce eleştirecektir. Elbette ki ben de biliyorum bir siyasetçinin en çok eleştiriye ihtiyacı vardır. Övgüye değil. Hatamızı görelim. Gazetecinin varlık nedeni de budur. Yazması lazım ama araştırarak yazması lazım. Kulaktan dolma bilgilerle televizyonlara çıkıp açıklama yapmaması lazım. İzleyen yurttaşlara doğru bilgi aktarılmıyor. Sorun çıkıyor burada. Bizim isteğimiz bu.

AYM'YE GÖTÜRECEĞİZ: Sansür yasası, AK Parti ve MHP'li milletvekillerinin oyları ile kabul edildi. Güzel. 29'uncu maddenin yürürlüğü durdurma talebiyle bugün Anayasa Mahkemesi'ne götüreceğiz. Arkasından yasanın tümüyle ilgili Anayasa Mahkemesi'ne gideceğiz. Bu kanun çıksa da çıkmasa da Türkiye bir otoriter yönetim gerçeği ile karşı karşıyadır. Anayasa Mahkemesi kararını uygulamıyorum diyor. Yani Anayasa'yı askıya alıyorum diyor. AK Parti'ye, MHP'ye geçmişte oy vermiş kardeşlerime sesleniyorum, dur demeyecek misin? Adalet istemeyecek misiniz? Ben kanunların üstündeyim veya kanunların ne yazdığı beni ilgilendirmez, benim söylediğim önemlidir diyen bir anlayıştan Türkiye'nin çıkması lazım. Aksi halde Türkiye bir hukuk, adalet devleti olmaz.

ADALETLE OYNAYAN KİŞİNİN ADALETİ OLMAZ: Türkiye Gazeteciler Sendikası Ankara Şube Başkanı Sibel Hürtaş'ı Meclis'e almadılar. Bu sendika temsilcisi. Kendisi ile ilgili bir kanun görüşülüyor. Meclis'e gelmesi, bundan daha doğal ne olabilir. Hatta komisyonlarda konuşması gerekir. Sokmuyorlar içeri. Kanun mu vardı, hayır. Dayatma kültürü. Bir üye Anayasa Mahkemesi'ne seçildi. Seçilmedi de atandı. Erdoğan tarafından atandı. İki kişinin yemin törenine gitmedim. O iki kişi Anayasa Mahkemesi'ne layık kişiler değildir. Açık ve net söylüyorum. Eğer o iki kişi gücünü Erdoğan'dan alıp, ki onun isteği ile atandıysa onlar Anayasa Mahkemesi'nde hakimlik yapamazlar. Çünkü saray karşısında bağımsız kalamazlar ve duramazlar. Makamını saraya borçlu olan bir yargıç Türkiye için, adalet için en tehlikeli kişidir. Adaletle oynayan kişinin adaleti olmaz. Gitmedik.

PERGULECİ FAHRETTİN TELEFON EDİYOR, ONU İÇERİ SOKMAYIN DİYE: Anayasa Mahkemesi Başkanı doğrudan saraydaki zata bakarak, güçler ayrılığını anlatıyor. Anayasanın varlık nedenini anlatıyor. Anayasa Mahkemesi’nin olayı dinlemesi için davet ettiği gazeteci Alican Uludağ. Anayasa Mahkemesi davet ediyor. Perguleci Fahrettin telefon ediyor, onu içeri sokmayın diye. Şu düzene bakar mısınız? Şu yapıya bakar mısınız? Hayatını kaybeden madencilerin aileleri kuşku, endişe duymayacak mı? Duyacak. Gücünü saraydan alanlar sarayın talimatı ile karar verecekler. Bunları değiştirmemiz lazım.

ADALET AĞIR YÜRÜSE, GÖZLERİ GÖRMESE DE MUTLAKA HEDEFİNİ BULACAKTIR: Erdoğan'a bir şey hatırlatmak isterim. Eski Malezya Başbakanı, Najip Razak. Başbakan olduktan sonra Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği toplantısında Malezya'da internete asla sansür uygulanmayacaktır, diye bir açıklama yapıyor. 2011 yılı. 2015 yılında Malezya Varlık Fonu'nda bu Razak'ın hesabına 700 milyon dolar para aktarıldığı ortaya çıkıyor. Bunun üzerine internet siteleri, sosyal medya; bunu haber yapıyor. Haber yapar yapmaz her tarafa yasaklar getiriliyor. Erişim yasakları getiriliyor. Ben sansürü asla uygulamayacağım, diyen 2011'deki bir başbakan; 2015 yılında varlık fonundan 700 milyon doları hiç ettikten sonra, olay haber olarak çıktı ve arkasından yasakları getirdi. VPN aracılığı ile internete ulaşmak mümkün. Onu önleyemiyorlar. Sonra yalan haberlere karşı kanun diye bir kanun sevk etti. Ve bu kanun Meclis'te kabul edildi. Sansür yasası gibi bir yasa geldi. Eğer birisi yalan haber yazarsa, yani doğruları yazarsa 6 ay hapis ile cezalandırılacaktı. 2018'te seçimler vardı ve bu adam seçimleri kaybetti. Sonra yargılandı ve mahkûm oldu. Adalet ağır yürüse, gözleri görmese de mutlaka hedefini bulacaktır. Bundan hiç kimsenin endişesi olmasın.

BENİM VİZYONUM İLE ONLARIN VİZYONU ARASINDA DÜNYA KADAR FARK VAR: ABD'ye gittim. Her kafadan bir ses. Aman şimdi gidilir mi? Şimdi gidersen senin aleyhinde kullanırlar bunu... Ya arkadaş önce niye gideceksin diye sor. Dünya değişiyor. Değişen dünyayı izlemeniz lazım. Bilim, teknoloji olağanüstü değişimler var. Eğer siz ülkeyi yönetmeye talipseniz; ben Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni yöneteceğim diyorsanız sizin vizyonunuz, bir hedefiniz ve bir hayalinizin olması lazım. Vizyonsuz yönetmek olmaz. Bunlarınki gibi değil. Bunların vizyonu, cebim nasıl dolar vizyonu. Benim vizyonu vatandaşın cebi nasıl dolar. Benim vizyonum ile onların vizyonu arasında dünya kadar fark var.

BİLGİ EKONOMİSİ ÇAĞINDAYIZ: Bilim devrimi yaşıyoruz. Bilgi ekonomisi çağındayız. Adım gibi biliyorum ne Erdoğan ne Bahçeli bilim ekonomisi kavramını ilk kez benden duyuyorlardır. Sosyal bilgi ekonomisi kavramını da ilk kez benden duyuyorlardır. Bilgiyi toplumsallaştırdığınız zaman kişiler arasındaki gelir dağılımını dengelersiniz. Dolayısıyla sosyal bilgi ekonomisi kavramını hayata geçirmemiz lazım.

M.I.T: Nereye gittim? M.I.T. Dünyanın bir numaralı bilgi ve teknoloji üniversitesi. Laboratuvarlarını gezdim. Hocaları ile görüştüm. Akşam yemeği de yedim. Dünyanın bir numaralı üniversitesine gidip teknolojideki ve bilimdeki devrimsel değişiklikleri görmek neredeyse suç oldu. Orada bir şey daha gördüm. Bilim ile iş dünyası arasındaki ilişkiyi gördüm. İcadı yapıyor, teknolojiyi geliştiriyor, şirketi kuruyor, şirket satışı yapıyor. Biomedikal konusunda yazdığı makalelerde dünyada en çok atıf alan bilim insanı ile görüştüm. Aynı zamanda milyarder. Dedim ki siz bilimsel araştırmalar ile şirketleri bir arada nasıl yönetiyorsunuz? 'Şirketlerle bir ilgim yok ben sadece bilimsel araştırma yaparım. Bulurum, şirketi kurarım, onlar geliştirirler ve piyasaya sunarlar' dedi.

ERDOĞAN DA BAHÇELİ DE İLK KEZ DUYUYORLARDIR: Yüksek yetenek inşası. Adım gibi biliyorum bunun Erdoğan da Bahçeli de ilk kez duyuyorlar. Her toplumun yüzde 1,5-2’si üstün zekâlılardan oluşur. Ve bunları ülkeler kapar. Örnek vereyim Almanya ekonomi bakanı çıktı açıklama yaptı 'dünyanın neresinde olursanız olun çalışkan yaratıcı herkes Almanya’ya gelsin vatandaşlık vereceğim' dedi. İngiltere 'dünyanın ilk 50 üniversitesinden kim mezunsa vatandaşlık vereceğim' diyor. Yüksek yetenek inşasını ilk keşfedip uygulamaya koyan İngiltere’dir. Amerika silikon vadisini kullanarak İngiltere’nin elinden bu gücü aldı. Şimdi Çin yüksek yetenek inşası yolunda dünyanın bir numarası olmak yolunda. O yüzden Amerika ile Çin arasındaki kavga aslında bir yüksek yetenek inşası kavgasıdır. Bunlar yarın sabah ne olacağını dahi bilmiyorlar.

400 BİN DOLARA DAİRE ALIRSIN VATANDAŞLIK VERİYORUZ: Getirdiler devleti vasatlaştırdılar, kurumların içini boşalttılar ve devleti çürüttüler. Çin 10 yıllık vize veriyor. Peki biz nasıl vatandaşlık veriyoruz? 400 bin dolara daire alırsan vatandaşlık veriyoruz. İstersen hiç eğitimin olmasın. Paran varsa gel diyor. Aradaki farkın bakın. Siyahla beyaz kadar fark var. Devletin geleceğini kurgulayamıyorlar. Ve beni eleştiriyorlar. Sen Amerika’ya neden gittin diye? Senin vizyonun da aklın da bana yetmez arkadaşım. Sen bilmezsin, bilemezsin.

BUNUNLA BİZİM İŞİMİZ YOK: İki fotoğraf da Türkiye'ye ait. Bir fotoğrafta ben varım. Dünyanın en önemli bilim insanları ile beraberim... Bir de şu tarafa bakın. Bu da Türkiye gerçeği. İkisinin arasındaki fark nedir? Siyahla beyaz kadar bir fark vardır. Burada özgürlük var. Burada yasaklar ve sansür var. Burada beşli çeteler var. Beşli çeteleri koruyanlar var. Hırsızlık yapanları soruşturulmaması ile ilgili çıkan kanuna el kaldıranlar var. Burada ise Türkiye'nin geleceğini inşa etmek için çalışanlar var. Burada pudracılar, aklını saraya kiraya verenler var; burada özgürce düşünenler var. Eğitim, kültür var, sanat var. Bununla bizim bir işimiz yok. Biz buyuz. Türkiye budur. Ve biz bunu yapacağız. 21'inci yüzyılın Türkiye'si, herkesin onur duyacağı bir Türkiye olacak. Biz boşuna İkinci Yüzyıla Çağrı Beyannamesi yayınlamadık. Attığımız her adımın bir hesabı vardır. Beklesin bütün vatandaşlarım ve bizi eleştirenler. Her vaadimizi santim santim nasıl yerine getireceğimizi.

BAHÇELİ; BEN SENİ AMERİKA'YA DAVET EDİYORUM, MASRAFLAR BENDEN: Bahçeli demiş ki ‘Kılıçdaroğlu bu 8 saatin esrarını millete açıklamak zorundadır.’ Güzel vallahi çok güzel açıklarım. Sevgili Bahçeli, değerli okul arkadaşım; ben seni Amerika’ya davet ediyorum, Boston'a beraber. Uçak biletini ben alacağım. Bütün masraflar bana ait, seni beş yıldızlı bir otelde ağırlayacağım. Ertesi sabah ben New York’a hangi saatte gittiysem o saatte yine benim bindiğim arabaya sen de ben de bineceğim. Ama önde senin koruma amirini götüreyim. Bir gazeteci vardı yanımda onu da götürmeyeyim senin iletişim koordinatörün olsun. Beraber binelim, Manhattan adasına gidelim o 35 katlı binayı bulalım, o binanın önünde güzel bir fotoğraf çekelim. Belki sen içeriye de girersin, belki sen içeri girer bu rezaleti kim yapmış diye sorarsın. Sorarsan çok memnun olurum. Orada giden para fakirin fukaranın parasıdır."

 

 

18 Eki 2022 - 16:22 Ankara- Gündem



göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Gazete Grafiti Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Gazete Grafiti hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA), Anka Haber Ajansı (ANKA) tarafından servis edilen tüm haberler Gazete Grafiti editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Gazete Grafiti değil haberi geçen ajanstır.